27 Aralık 2010 Pazartesi

BAŞARI İSTENMEDİĞİ YERE GELMEZ



Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.

Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.

Kazanmak istiyor, fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız.

Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybettiniz demektir.

Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.

Her şey insanın kafasında biter.

Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir.

Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.

Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.

Hayat savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı olan değildir.

Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünen kişidir.”

Arnold Palmer

Özgüven nasıl kazanılır?..

ğer özgüveninizi yitirdiğinizi düşünüyor ve nedenini sorguluyorsanız, ya da kendinize güveninizi nasıl pekiştireceğinizi merak ediyorsanız bu tavsiyeleri uygulayın.

1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Durup dururken güveniniz yitirmeniz, başarısızlık duygusunu yaşamanız bundan olabilir. O yüzden ilk adım olarak geçmişteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin!

2. Kendinizle iletişiminiz çok önemli. ”Sen bunu yeneceksin” gibi cümleler kurmayın. Yani kendinize iç sesinizle “sen” diyorsanız bu sorundur. İlk olarak kendinizle “iletişim”e geçip, “ben bunu yaparım” şeklinde cümlelerle işe başlayın.

3. Erteleme olayına bir son verin. Bir şeyi sonlandırmayıp, yarım bırakma, başarılı olamama korkusuna dayanabilir. “Şu an” yapacağınız ne varsa “hemen şimdi” yapın. Bir not edin bakalım, “yarım” bıraktığınız işler çok fazla mı? Onları tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. Çok basit şeylerde bile bunu uygulayın. Saçınızı kestirmeyi ne zamandır erteliyor musunuz. Hemen gidin kestirin mesela..

4. Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün. Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düşünüp, o çok istediğiniz şeye odaklanın. Adrenalinizin arttığını, istediğiniz şeye kavuşmayı “düşünmenin” sizi pozitif bir ruh haline soktuğunu göreceksiniz.

5. Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarını çöp kutusuna atıp, silmiştiniz ya. Eh şimdi, arkadaşlarınızla beraberken biraz sıkılıyorsunuz değil mi? Onlara hep ”dertlerinizden” söz ederdiniz hani! Canım, biraz düşünün, sizin hiç başarınız olmadı mı geçmişte. Dost sohbetlerinde arada sırada bu başarılarınızdan da söz edin.. Anlatırken bunu nasıl yaptığınızı yeniden hatırlayacaksınız. Belki de bu yöntem, başka ulaşmak istediğiniz idealleriniz için de işe yarar!

6. Çevrenizi iyi gözlemlediniz mi? Başarılı ve mutlu insanlar genellikle “Çözüm”e odaklıdır. Bu insanlar yüzde 20 problemlere, yüzde 80 çözümlere odaklanır. Bazı sorunlar aslında sizin “büyüttüğünüz” kadar değil. Siz ona “odaklandıkça” o büyüyor, büyüyor ve çözülmez bir hale geliyor. Bu sorunlarda çıkmaza girdiğinizde bir “örnek” bulun. Yarı sorunu çözmüş bir insan örneği. O, nasıl çözdü? Tamamen bu yönteme odaklayın kendinizi.

7. Enerjinizi çoğaltın. Çünkü enerji bize sadece fiziksel güç olarak gerekli değildir. Duyu organlarımız da enerji ile çalışır. Bu enerji sesinize, bakışınıza, görünüşünüze etki eder. Spor yaptığınızda seretonin ve endorfin hormonları artacak. Bu iletişimde çok önemli; Bakışlarınız da bu hormonların etkisiyle karşı tarafa daha kolay “olumlu” mesajlar göndermenizi sağlayacak. Kendinizi “iyi” hissetmek, güne gülümseyebilmek için spor çok önemli. Unutmayın, egzersizden uzak kaldığınızda, adeta benzinsiz bir araba gibisiniz!

8. Telkin cok önemli. Her ne istiyorsanız onu olmuş gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece şimdiki zamanı bilir. O yüzden gelecek zamanlı cümleler kurmayın. Örneğin, ”zayıflayacağım” derseniz asla zayıflayamazsınız. Belirsiz bir gelecek yerine, “şu anda yapıyorum” deyin.. Bu mesajı yolladığınızda, alt bilinciniz sizi o amaç için bazı tutumlara davet edecektir. Siz farkında bile olmadan… Enerjiniz çoğalacak, yavaş yavaş zayıflama isteği artacaktır.

9. Aman, renkler çok önemli. Giysilerde renk tonajlarına dikkat edin. Seçtiğiniz her renk sizi anlatıyor çünkü. Canlı renkler mutluluk ve neşeyi koyu renkler ise ciddiyeti temsil ediyor. Bu tarz olarak size en yakışanı seçin. Bu giysileriniz canlı renklere sahipse güveninizin kendiliğinden geliştiğini göreceksiniz. (Tabii yerine göre.. Bir iş toplantısına da pırıl pırıl renklerle gidilmez elbette.) Su açık ki, asil olarak “ten giysiniz”, yani solgun olmayan bir cilt, parıltılı bakışlar giysilerden daha da önemlidir. Olumlu düşündükçe farklı bir ten renginin ve bakışların sizde oturduğunu fark edeceksiniz.

10. “Evet” ve “hayır” lara dikkat. Hiç kimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz. Bazı insanlara da hayır demeyi öğrenin. Hoşlanmadığınız bir mekana sizi götürmek isteyen arkadaşınıza karşı rahatlıkla ” hayır” kelimesini kullanın. Birlikte keyif alacağınız mekanları seçecek arkadaşınız mutlaka vardır. Sizi rahatsız eden, olumsuz ruh halinizi çoğaltan insanlarla ilişkinizi de gözden geçirin. Sizi üzen bir insanla yola devam etmek sizden sürekli götürecektir.

11. Geleceği “belirsiz” bırakmayın. Planlayın. O gerçekleştiğinde neler hissedersiniz, sürekli bunu düşünün. Artık o ideale, o “plan”a nasıl ulaşacağınızı düşünün ve kendinizi orada hayal edin sık sık. Örneğin işyerinizde “şef” mi olmak istiyorsunuz? Sürekli bunu nasıl gerçekleştireceğinizi düşünmenin ve bu anlamda somut olarak neler yapabileceğinizin ötesinde, o görevi “hayal” edin. Kendiniz orada, bir toplantıda iken hayal kurun örneğin. Hayaliniz güçlendikçe, tutumlarınız da değişecektir. Örneğin, o işte şef olmak için önce dil mi bilmeniz gerekiyor. Farkında olmadan ayaklarınız sizi bir bir hafta sonu kursuna doğru götürecektir.

12. Geleceği planlamak kendinize güveni, kendinize güvenmek de size bazı “formüller” de getirecektir. Örneğin zayıflamak istiyorsunuz ama neden şişmanladığınızın “Formülü”nü dikkate almıyorsunuz. İşte olumlu bir şekilde başarıya odakladığınızda beyniniz, size “neden şişmanladığınızı da anımsatacak. Ve sizi kilo almaya götüren nedenleri de hayatınızdan kaldırmak üzere planlar yapıyor olarak bulacaksınız kendinizi..

13. Bir de, “olumlu” anlam içeren kelimelere dikkat edin. Olumsuz olarak beyninize yerleştirdiğiniz cümleler size baskı yapar. Orada “beslenir” ve daha güçlü olarak geri dönebilir”. Bir örnek vermek gerekirse, “asla televizyon seyretmiyorum” demeyin. Beyniniz sizi daha istekli olarak TV seyretmeye zorlar. İnsanların “kötülükleriyle” uğraştığınızda da ters tepki verir. Kötü bir kelimeyi kullandığınızda ona yüklediğiniz anlamı bilincinize çağırırsınız! Bu kelimeyi çok sık hatırlamaya başlarsınız. Hatta yıllar sonra o eylemin içinde bile görebilirsiniz kendinizi. O nedenle “olumsuz” herhangi bir kelimeyi (Her ne olursa olsun) beyinize yerleştirmemeye özen gösterin

14. Hayatınızı yönlendirin. Ne eksikse yaşamınızda ona kanalize olun. Sevgi mi yok, sevgi birlikteliğine kanalize olun. O boşluğu bir sevgili dolduracaksa, yani ona gereksinimiz varsa bunu planlayın. Bir takım duygusal boşlukların yerini başka şeylerle kapatmayın. Zaten olumluya ve başarıya kanalize olmuş bir ruh hali, başka arayışlarınıza çözüm bulmak üzere de konumlanacaktır. Başarı ve sevgiyle birlikte donanmış benliğiniz, size enerjiyi ve mutluluğu da çağıracaktır.


Yazar/Kaynak: Ayla ÖNDER

Hayatınızda Birşeyleri Değiştirmek İstediğinizde...

Binlerce yeni yol düşledim. Uyandım ve yine eski yoldan yürüdüm. 
Çin Atasözü 

Hayatınızda bir şeyleri değiştirmek istediğiniz çok olmuştur değil mi? Bunların bir listesini yaptınız mı? Yeni yıl yaklaşırken yıl sonunda yapılan listeler var ya, işte ondan bahsediyorum: Sağlıklı beslenmek, 5 kilo vermek, düzenli spor yapmak, hobilere vakit ayırmak, tiyatroya gitmek, stresten uzak durmak, sigarayı bırakmak...

Bir koca yılı devirmeye az kalmışken, kendi listenize baktığınızda burada yazdıklarınızdan kaçını içselleştirdiğinizi ve sizin olduğunu fark ettiniz. Kendinizi bu konuda başarılı sayabilir misiniz?

Yaptıklarınız için sizi tebrik ederim. Ama ben sizlerle yapamadıklarınızı konuşmak istiyorum. Her yıl listenizde yazan ama bir türlü gerçekleşemeyenler hakkında konuşmak istiyorum.

Dönme dolabı bilirsiniz, sürekli döner durur ve hep aynı yere gelir.

Biz de bazen yaşadığımız olaylar karşısında aynı döngüleri yaşarız. Döner dururuz ama döndüğümüzün farkında değilizdir.

Hayatımıza giren insanlar bile bu dönme dolabın parçasıdır. Hep serseri erkekleri hayatınıza çektiğinizi, ciddi bir ilişkinizin olmadığını düşünmüşsünüzdür, değil mi? Sonra şaşırarak fark edersiniz ki sizinleyken hep sorunlu olan erkek arkadaşınız sizden ayrıldıktan sonra mükemmel ilişkiler yaşar.

Ya da bir işte yaşadığınız sıkıntılar yüzünden iş değiştirirsiniz ama bir süre sonra yeni iş yerinizde de aynı sıkıntıları yaşamaya başlarsınız.
Ne oluyor? Siz dev bir mıknatıssınız ve istemediğiniz her şeyi üzerinize mi çekiyorsunuz?

Dev mıknatıs bana istediklerimi getirir misin?

Sürekli yaşadığınız benzer deneyimler olduğunda kendinize sormanız gereken “ burada fark etmem gereken nedir? “ olmalıdır. Döngüler bizim istemeden sürekli yaşadıklarımızdır. Döngülerinizi fark etmek ve bunlardan kurtulmak için öncelikle kendinize yaşadıklarınızın sizin tercihleriniz olup olmadığını sorun. İsteğiniz dışında olan her şey döngünüzün bir parçasıdır.

Döngülerimizi ise alışkanlıklarımızla besleriz. Döngülerinizden kurtulmak için o zaman öncelikle düşüncelerinizi değiştirmeniz gerekiyor.

Düşünce nedir?

Düşünce dediğimiz şey yoğunlaştırılmış enerji partikülleri yani parçalarıdır. Hepimiz günde 50 veya 60 bin kadar düşünce üretiriz. Bu düşüncelerin çoğunun da farkında olmadığımızı da söyleyebiliriz, değil mi? O zaman bu düşüncelerin kontrolü de bizim alışkanlıklarımızdadır. Alışkanlıklarımızın ana merkezi yani bilinçaltımızdan otomatik olarak oluşan bu düşünceler, bizim yaşadıklarımızı oluşturur. Dikkat edilmesi gereken nokta yaşamınızda yer almasını istediğimiz her şeye düşüncelerinizle şekil verebilecek olmamızdır. Evrende benzer enerjiler birbirini çeker. Ne düşünüyorsanız sonunda o düşündüklerinizle karşılaşırsınız.

Gene bir örnek üzerinden gidecek olursak: Erkek arkadaşımızın bizi kıskandığını düşünmemiz, bir süre sonra onun bizi kısıtlaması, kıyafetlerimize karışması anlamına gelir. Erkek arkadaşımızın bizi kıskandığını düşünmek bizim düşünce alışkanlığımızdır. Düşüncenin sonunda oluşan kıskanan erkeklerle beraber olmaksa bizim döngümüzdür.

Döngülerden nasıl kurtuluruz? Yani dev mıknatısımızın bize istediklerimizi getirmesi için ne yapmalıyız?

Döngülerden çıkmak için öncelikle yeni düşüncelere açık olmalıyız. Sürekli aynı şeyleri düşünerek, farklı şeyler oluşturamayız.
Kısa bir liste yapacak olursak;

1-Her gün hayatınıza yeni bir şeyler katın,
2-Farklı tatlar, farklı hisler içinde uyanın.
3-Sürdüğünüz kokuda, yaptığınız makyajda farklılık olsun.
4- İşe gittiğiniz yolu değiştirin.
5- Daha önce dinlemediğiniz tarz bir müzik dinleyin.
6- Uzun zamandır, görmediğiniz bir arkadaşınızla buluşun, onunla farklı konulardan bahsedin…

Çin atasözünün dediği gibi her gün yeni yollardan yürüdüğünüzü düşler ama sıra uygulamaya geldiğinde gene eski bildiğiniz yoldan yürürseniz, döngülerinizden kurtulamazsınız.

Yeniliğin size kattıklarından biri de size hissettirdiği farklılık duygusudur.
İçinizde hissettiğiniz o farklılık duygusu sizi tazeleyecek, zinde tutacaktır. Her an kendinizi taşıdığınız yeni zeminlerde başka duygular hissedeceksiniz. Bu şekilde de aynılığı bir tarafa bırakıp, monotonluktan, bildik duygulardan kurtulacaksınız.

Unutmayın ki yeni döngüler yaratabilmek için an’da olmaya, an’da kalabilmek için de tazelenmeye, yeni olmaya ihtiyacınız var.

Dönme dolaptan inip, özgürce kırlarda koşmanız dileğiyle,

24 Aralık 2010 Cuma

İki Gezgin Meleğin Hikayesi


İki gezgin melek,
geceyi geçirmek için
oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar.
Aile, pek kaba bir üslupla,
meleklere yatacak yer olarak
koca malikanenin konuk odalarından birini vermek yerine,
soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.
Melekler buz gibi odanın
soğuk ve sert zemininde
kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken,
yaşlı melek duvarda bir delik görmüş
ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş.
Genç melek, yaşlı meleğe
bu hareketinin nedenini sorunca,
yaşlı melek hafifçe gülümsemiş:
Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir...
Sabah malikaneden ayrılan melekler,
gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla,
bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar.
Son derece misafirperver olan fakir karı koca,
sofralarında nevar ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra,
onlara rahatça uyumaları için
kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.
Sabah güneş doğduğunda,
melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar:
Yegane geçim kaynakları olan tek inek de
tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.
Genç melek bu sefer iyice öfkelenerek
yaşlı meleğe isyan etmiş:
Bunun olmasına nasıl izin verebildin ?!
O varlıklı kaba adamın her şeyi vardı
ama sen kalktın ona yine de yardım ettin.
Bu iyi yürekli fakir ailenin ise
o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu;
buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular.
Ama sen o ineği de yitirmelerine izin verdin!
Bunun üzerine yaşlı melek, genç meleğe dönerek şu cevabı vermiş:
“Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
O zengin malikanenin bodrumunda kaldığımız gece,
duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu fark ettim.
Malikanenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için
ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin
bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için,
ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki
artık arayıp bulsa da açamaz.
Ve devam etmiş:
Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken,
Ölüm meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm.
Ben de onun yerine ölüm meleğine ineği verdim. “
Yaşlı melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında,
aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte.
Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey
sadece,
her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir.
Bunun böyle olduğunu,
ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile
Bazı insanlar, hayatımıza girerler ve çabucak çıkarlar..
Bazıları ise, dostumuz olur ve bir süre orada kalırlar..
Yüreklerimizde o güzel ayak izlerini bırakarak..
Ve bu, iyi bir dost kazandığımız için,
Bir daha asla eskisi gibi olmayacağız demektir!
Dün, tarih oldu.
Yarın, bir gizemdir.
Bugün ise bir armağan.
Bu yüzden İngilizcede present,
hem şu an hem de armağan anlamına gelir!
Bence bu çok özel bir şey .....
her anı doyasıya yaşayın ve tadını çıkarmaya bakın ...
Hayat, bir kostümlü prova değildir!
Bil ki tam şu anda birisi seni düşünüyor.
Birisi sana değer veriyor.
Birisi seni özlüyor.
Birisi seninle olmak istiyor.
Birisi senin başının belada olmadığını umuyor.
Birisi ona verdiğin destek için sana minnettar.
Birisi elini tutmak istiyor.
Birisi senin adına her şeyin iyi sonuçlanmasını ümit ediyor.
Birisi senin mutlu olmanı istiyor.
Birisi senin onu bulmanı diliyor.
Birisi senin başarılarını kutluyor.
Birisi sana bir armağan vermek istiyor.
Birisi SENİN bir armağan olduğunu düşünüyor.
Birisi seni seviyor.
Birisi senin gücüne hayranlık duyuyor.
Birisi seni düşünüyor ve gülümsüyor.
Birisi üzerinde ağladığın omuzun kendi omzu olmasını istiyor.


13 Aralık 2010 Pazartesi

Mutluluk Reçetesi

BÜTÜN KALBİNİZİ VE AKLINIZI KATARAK ÇALIŞACAĞINIZ BİR İŞİNİZ OLSUN
Ve bu iş hem sizin hem de diğer insanların yararına olsun. Çalışarak hayatın ritmine uyacak ve bu çalışma sizin gönlünüzü temizleyecek, arıtacaktır. Çalışmayan insan durgun, kirli bir su gibidir ve orada bütün kötülükler barınabilir.
HAYATA KARŞI TAVRINIZ OLUMLU VE UMUT DOLU OLSUN
Çevrenizdeki her şeyin sonsuz mükemmellik içinde var olduğunu görmeye çalışın. Bu bir iyimserlik oyunu değildir. Aslında gerçeğin ta kendisidir. Ancak bakışlarını olayların içine çevirebilen, onların sebeplerini yansız olarak görebilen insanlara özgüdür. Bu, bir annenin çocuğuna hissettiği o güzel duygunun eşidir. Anne de çocuğunun büyüyeceğine, iyi ve akıllı bir insan olacağına dair sarsılmaz bir inanç ve umut içindedir. Siz de kendinize ve başkalarına karşı aynı inancı besleyin.
MUTLULUK ANCAK İKİ CİNSİN UYUMLU BERABERLİĞİ İÇİNDE VAROLUR
Henüz bekârsanız, kendisini mutlu edebileceğiniz, iyi bir eş bulmak için devamlı güzel hayaller kurun. Bunun yanında karşı cinsi tanımak için dürüst arkadaşlıklara girişin.
Eğer evliyseniz eşinize saygı duyun ve onu yükseltmeye çalışın, onu överek yüceltin. Çünkü mutlu bir evlilik, mutlu bir yaşam için önemli bir şarttır.
KARŞINIZA ÇIKAN HER ZORLUĞU BİR SINAMA GİBİ KABUL EDİN
Bilin ki güçlükler sizi olgunlaştıracak, sizdeki gizli güçleri ve yetenekleri ortaya çıkaracaktır. Güçlüklerden yılmayın. Güçlükleri yendikçe olgunlaşacak ve kendi içinizde mutlu olabilme kapasitenizi genişleteceksiniz.
Eğer zorluklardan kaçarsanız olgunlaşamaz ve mutlu olamazsınız.
KİMSE KİMSENİN ADINA MUTLU OLAMAZ
Nasıl yemek yerken sizin adınıza bir başkası karnını doyurmuyorsa aynı şekilde sizin adınıza bir başkasının mutlu olmasına da imkân yoktur. Mutlu olmak sizin yaşama karşı vereceğiniz, tek başına verebileceğiniz olumlu bir cevaptır.
Herkesin yapması gereken ayrı bir işi, ayrı bir görevi vardır. Onu bulmaya çalışın, onu buluncaya kadar arayın ve bulunca o yoldan sarsılmadan yürüyün.
TANRIYA YAKARMASINI, ONA DUA ETMESİNİ UNUTMAYIN
Hangi dinden olursanız olun, Tanrı inancı insanı ayakta tutan, ona güç ve kuvvet veren bir gıdadır. Tanrıya inanan ve O’na yönelmesini bilen, korunduğunu ve hiçbir zaman yalnız olmadığını da hisseder.
ŞİMDİYE BAKARAK GELECEĞİNİZ HAKKINDA HÜKÜM VERMEYİN
Şimdi içinde bulunduğunuz durum sizi bağlamasın. Gözünüzü geleceğe çevirin. Gelecekte şimdi olduğundan çok daha mutlu ve sağlıklı olabilirsiniz.
Geçmişteki hatalarınıza ve dertlerinize sürekli dalarak bugününüzü de kirletmiş oluyorsunuz.
HER ŞEYİ BİZ SEÇİYORUZ
Yaşamınızı görülmeyen kuvvetlerin şekillendirdiğini düşünmeyin. Yaşamınızı siz şekillendiriyorsunuz. Ne şeytan, ne kötü kader, ne melekler ne de başka bir şey. Bütün yaşamınıza siz şekil veriyorsunuz. Çünkü Tanrı kimseye zulmetmez ve kimseye taşıyamayacağı yükü vermez.
SABAHLARI ERKEN KALKIN, SPOR YAPIN VE DUA EDİN
Güne nasıl başlarsak akşamı öyle ederiz. Mümkün olduğu kadar erken kalkın ve yapabileceğiniz kadar spor yapın, sonra da Tanrı sanki yanı başınızda gibi dua edin. Bunu yapmak için en iyi zaman güneşin henüz doğmadığı andır.
KENDİNİZE YÜCE AMAÇLAR SEÇİN
Birçok insan, hayatları basit ve tek düze olduğu için yakınır dururlar. Onlar yaşamlarını yükseltmek ve güzelleştirmek için yeteri kadar çalışmamışlardır ve onların seçtiği hedefler çok basit ve kurudur. “Bir ev, bir araba, bir kat” sahibi olmak. Hal bu ki öyle bir hedef seçebilirsiniz ki kendinize, insanlara yararlı olarak ve çalışarak, bunlar size fazladan gelir. Ama gelmese de beis yok, siz asıl hedefinize ulaşmışsınızdır ya!
MUTLULUK, MUTLAKA SIKI BİR ÇABA GEREKTİRİR
Çevrenizde size kolay yoldan mutluluk sağlamayı vadeden pek çok şey bulunabilir. Hem bu sizin hoşunuza da gider. Gazete kuponundan araba sahibi olmayı, bir dostunuzun gayreti ile iş kurmayı, milli piyango, toto ya da at yarışlarında yüklü bir para kazanmayı istemek ve bunun peşinden koşmak sizi mutlu etmez. Mutluluk bir çaba işidir.
GÖNLÜNÜZ BUĞDAY TANESİNE BENZER, DÜŞÜNCENİN VE KAYGININ
SUYU İLE ÖĞÜTÜLÜR
Birçok kimse mutluluk deyince aslında bir umursamazlık durumu olan bir eli yağda, bir eli balda yaşamayı anlar. Hal bu ki bu mutluluk değildir. Mutlu olmak için olgunlaşmak şarttır. Ve bunun içinde gönlümüzün, sorumlulukların kaygısı ve düşüncesi ile öğütülmesi gerekir.
Sahip olduklarınız için teşekkür etmeyi unutmayın.

R. Şanal

12 Aralık 2010 Pazar

9 Aralık 2010 Perşembe

Beden Dili - Doğru ve Etkili İletişim

İnsanlığın temel dürtülerinden biri olan “topluma ait olma hissi”,  çağlar boyunca iletişimi zorunlu kılmıştır. Tarih öncesi devirlerde, çeşitli sesler ve hareketlerle iletişim sağlanmıştır. İnsanlığın zaman içerisindeki evrimiyle sesler önce hecelere, sonra sözcüklere, cümlelere ve en sonunda dillere dönüşmüş, hareketler ise, ne yazık ki, iletişimde zamanla daha az farkedilen bir konuma gelmiştir. Yine de insanoğlu bu eski dilini hiçbir zaman unutmamış ve sözcüklerini daima hareketlerle bezemiştir. Beden dili, birçoğumuzca istemsiz olarak kullanılıyor ve sadece bilinçaltı tarafından algılanıyor olsa da, bu dilin iletişim içerisinde olduğumuz kişinin beş duyusuna da hitap edebilmek ve etkin bir izlenim elde edebilmek açısından önemi büyüktür. Beden dilini incelemek kişiyi, insanların zihnini okuyabilen biri haline getirmediği gibi, onların hareketlerinden gizli düşüncelerini öğrenme yeteneğini de kazandırmaz. Beden dili, bize bilinçaltımızla konuşmayı ve onu anlamayı öğretir;  bu yüzden çok güçlü bir iletişim aracıdır. Aşağıda, sağlıklı ve özgüvenli bir iletişim için beden dilinin nasıl kullanıldığını, biraz da esprili olarak açıklamaya çalışacağım:

  •  Selam verirken veya tehdit altındayken avuç içinin karşıdakine dönük olarak kaldırılmasının sebebi; bilinçaltında o kişiye güven aşılama isteği bulunmasıdır. ( - Bak elimde taş, sopa falan yok. Benden sana zarar gelmez.)  
  •  Konuşulan konudan hoşlanmamışsak veya o konuyla ilgilenmiyorsak kollarımızı kavuşturmamızın bilinçaltındaki sebebi; yaşamsal önemi olan organlarımızı güvence altına alma isteğidir. ( - Gerginim. Bu konularla ilgilenmiyorum, o yüzden içime döndüm ve kendimle ilgileniyorum. )
  • Sürekli saçla, takılarla oynamak, ritm tutmak, kalem çevirmek, etrafa bakınmak; huzursuzluğun ve azalan dikkatin belirtileridir. ( - Bitse de kurtulsam… Şu proje işini nasıl yapsak acaba? )
  •  Yumrukları sıkmak, yüzü sebepsiz yere ekşitmek, diş gıcırdatmak; artan stresin ve olumsuzluğun habercisidir. ( - Zor dayanıyorum. Biraz daha konuşursa ne yaparım bilemiyorum. )
  • Vücudun genel duruşu da, o anki ruhsal durumumuz hakkında ipuçları vermektedir. Örneğin kamburun çıkarılmadığı, dik ve dengeli bir duruş; kişinin özgüvenli, fiziksel ve ruhsal anlamda sağlıklı ve dinç olduğu etkisini bırakır. ( - Sağlıklıyım. Güçlü biriyim. İşine yarayabilirim. Ne dersin? ) 
  •  Omuzların düşük olduğu, vücut ağırlığının önde toplandığı, başın öne düştüğü duruş karamsarlık ve çekingenliği temsil etmektedir. Bu konumdayken elleri dibine kadar ceplere sokmak ise bedenle temas haline geçip iç gerginliği azaltmak içindir. ( - Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum. Şu anda ıssız bir adada tek başıma olmayı ne çok isterdim!)
  •  Göğüs gerilerek, ayaklar açılarak vücut alanının arttırıldığı, başın yan arkada, başparmak dışarıda olmak üzere ellerin ceplerde tutulduğu konumda; kişi kendine olan aşırı güvenini yansıtmaktadır ve bu pek hoş karşılanmaz.  (-Aranızdaki en iyisi benim. Ben her işi hallederim… Müthişim…)
  • Konuşurken göz temasından kaçınılması, boş boş ve sabit bir noktaya bakma, ellerle ağzın örtülmeye çalışılması kişinin büyük ihtimalle yalan söylediğinin göstergesidir. ( - Senden kaçıyorum. Gözlerimin yalanımı açığa vurmasından koruyorum ve bu sözlerimin sorumluluğunu üstlenmiyorum. )
  • Tokalaşırken de insanlar birtakım özelliklerini gösterirler. Güvenli ve dengeli bir tokalaşmada eller yere dik olacak biçimde tutulmalı, ne halsiz bir şekilde bırakılmalı ( - Ben bir ölü balığım. Hiçbir şey için halim yok ve kimseye fayda sağlayamayacak kadar güçsüzüm. ), ne de çok fazla sıkılmalıdır. ( - Seni ezerim. Çok güçlüyüm. )Ayrıca elin yukarıdan ve avuç içi aşağıya dönük olarak uzatılması üstünlüğün sembolüdür. Karşısındaki kişi tam tersi şekilde elini uzatarak yanıt veriyorsa; bu o kişinin üstünlüğünün kabul edildiğinin göstergesidir.       
  •  Beden dilinin yanı sıra kıyafetlerin, aksesuarların ve genel görünümün de izlenimdeki etkisi büyüktür. Örneğin; bayanlarda saçı sıkı sıkı toplamak ciddiyetin simgesi iken, kısa saç sıradışılığı, çok uzun saç ise özgürlüğü simgeler. Kol düğmeleri, kravat iğneleri ve saat gibi aksesuarlar kişinin yaşam tarzı hakkında büyük ipuçları verebilir. Taşınan çantanın statü belirtileri ise artık klişeleşmiştir (okul çantası, bayan çantası vs.). Kıyafetlerin temizliği, ütüsü, ayakkabının boyalı olup olmaması, parfüm ve makyaj da çeşitli etkiler bırakmaktadır. Kişinin kıyafetlerine gösterdiği özen, doğrudan kendisine verdiği değer olarak algılanmakta ve kişi bu algı doğrultusunda değerlendirilmektedir. Öte yandan tatil günlerinde ve piknik gibi aktivitelerde abartılı bir şıklık ve makyaj; o kişinin amacının aksine olumsuz bir imaj oluşturabilmektedir. Her zaman “Ben buradayım!” diye bağıran parfüm veya traş losyonu kullanmak ise, hem rahatsız edicidir, hem de bir süre sonra dikkat çekiciliğini kaybetmeye mahkumdur.  

Beden dili günlük hayatımıza farklı bir bakış açısı kazandırırken, kendimizi daha yakından tanımamıza yardımcı olur.Vermek istediğimiz izlenim için gerçek bir destektir ve onun yardımıyla oluşturduğumuz imaj daha geçerli ve kalıcı olacaktır. Ayrıca iş hayatında bizi daha prestijli bir konuma getirip, elde ettiğimiz imajı sürdürmemize yardımcı olabilir. Yeter ki, kişiler sahip oldukları bu evrensel dile yeterince ilgi göstersin; doğa burada da cömertliğini gösterecektir ve birey karşılığını fazlasıyla alacaktır.         

Kaynak: Beden Dili; Prof. Dr. Acar Baltaş, Zuhal Baltaş

5 Aralık 2010 Pazar

Aurayı Korumak…


Hepimiz bir başkası tarafından tüketildiğimizi hissetmişizdir. Birisiyle yüz yüze ya da telefonla konuşursunuz ve konuşma bittiğinde kendinizi yorgun hissedersiniz. Tükenmişsinizdir, enerjiniz bitmiştir, mideniz ağrıyabilir vb. Yaşadığınız, bir enerji tükenmişliğidir.

Bazıları diğerlerinden enerji çekerler ya da emerler. Bu durum, genellikle kişinin bunu algılamamasından kaynaklanır. Çoğunlukla kendi enerjilerini yaratacaklarına, sizin enerjilerinizi çekip kendilerininkinin yerine koymaktadırlar. Konuşma bittiğinde ya da sizden ayrıldıklarında onlar kendilerini daha iyi hissedeceklerdir. Ancak bu onlara sizin enerjinizi alma hakkını vermez, buna izin vermemelisiniz.

Bu onları vampirlikle suçlamanızı ve sizden enerji çektikleri için bir daha onlarla konuşmayacağınızı söylemenizi gerektirmez. Bunu yaparsanız, o kişi "kafayı yediğinizi" düşünecektir. Bu durumda, sorun sizin açınızdan çözümlenmiş sayılır; o kişi bir daha sizi görmek istemeyecektir/Hâlâ birçok insan enerjinin süptil özelliklerine açık değildir; onlarla ilgilenirken bunu hatırdan çıkarmamalısınız.

En kolayı, herhangi bir şey söylemeden sadece durumu düzeltmektir. Bir başkası enerjinizi paylaşmaya kalkarsa bunu kontrol edebilirsiniz. En basit yöntemlerden birisi, enerji akışınızı kapatmaktır. Bedeninizde ve çevrenizdeki aurik alanınızda akan enerji dalgaları vardır. Bunlan kapatarak sadece bedeninizde ve kendi aurik alanınızda dolaşımı sağlayabilirsiniz. Enerjilerinizin auraruzın dışına kaçmasını önleyebilir ve auranızın başkalarının enerjisi tarafından çekilmesini engelleyebilirsiniz.

Tüm yapmanız gereken bir aşağıda çizimde gösterilen pozisyonu almaktır. Ayaklarınızı bileklerinizden çaprazlayın ve başparmaklarınız ile parmaklarınızı birleştirin (isterseniz sadece başparmaklarınızı ve işaret parmaklarınızı kullanabilirsiniz). Bu duruş akınımızı kapatır ve enerjiniz dışarı akmaz.

Sizi rahatsız eden arkadaşınızla bir daha karşılaştığınızda bu işlemi uygulayın. Sadece ellerinizi kucağınıza koyun, parmaklarınızı birleştirin (birbirine değdirin) ve ayak bileklerinizi çaprazlayın. Çok basit bir işlemdir ve kimsenin dikkatini çekmez. Bu işlemi telefonda konuşurken de yapabilirsiniz.

Bunu yaparsanız, etkileşimler açısından arkadaşınız aracılığı ile geri besleme alabilirsiniz. Şöyle eleştiriler alabilirsiniz: "Her zamanki gibi kibar değilsin", "Her zamanki gibi açık değilsin", "Acaba bana kızmış olabilir misin?" vb. Bunun kızgınlıkla bir ilişkisi yoktur. Onlara her zamanki gibi nazik konuşuyor olacaksınız. Yapmadığınız şey ise, onların enerjilerinizi almalarına izin vermektir! Sadece sizi tüketmelerine izin vermiyorsunuz. Sizden eskisi gibi enerji ememedikleri için bir şeylerin yanlış olduğunu düşünürler. Kimsenin sizin izniniz olmadan enerjinizi alma hakkı yoktur.

Aurayı Korumak - Ted ANDREWS - yayınevi:Meta

Dünyada Bir Fark Yaratmanın 8 Yolu

1. Her şeyin – insanlar, mekanlar ve durumlar – söyleyecek bir şeyi vardır. Sözünü kesmeden veya dikkatinizin dağılmasına izin vermeden gerçekten dinlemek diğer insanların ve dünyanın gereksinimlerini öğrenmenin ve anlamanın an basit yoludur. 

2. Kalbinize dokunan bir neden için gönüllü olarak zaman ayırın veya paranızı bağışlayın. Yaşlı bir hastaya kitap okuyun veya yardım derneklerine yeni kitaplar alın. Aşevinde çalışın veya bir gıda armağanı gönderin. Büyük veya küçük olması önemli değil, katkınız bir çok insanı pozitif olarak etkileyecektir.

3. Doğayı kucaklayın ve başkaları için dünyayı güzelleştirin. İnsanların ruhlarını yükseltmek için, bahçenizi güzel tutun veya halka açık bir yerde çiçekler ekin ve onlara bakın. Bir parkta birinin ismi adına bir ağaç ekin veya bağışlayın. Vahşi hayvanlara bir armağan olarak, bahçenizi sık çalılıklarla ve doğal böcek ilaçları kullanarak hayvan dostu yapın.

4. Enerjiniz başkalarını etkiler, bir ışık feneri olmayı seçin. Evinize, çevrenize, ülkenize ve son olarak dünyaya iyiliği, mutluluğu ve huzuru yansıtın. Etkiler binlerce kilometre öteden hissedilir.

5. Gülümseyin, dünya da sizinle gülümsesin. Bir yabancının gözleriyle karşılaştığınızda, parlak bir gülümseme gönderin, o anda çok iyi hissetmeseniz bile. Yabancınız şaşırabilir, ama günü (ve sizin gününüz) daha parlak olur.

6. Hayvanlar insanlar kadar keskin şekilde sevgi yoksunluğu hisseder. Pet marketten bir hayvan satın almak yerine, yerel bir hayvan sığınağından bir hayvan edinin. Eğer hayatınızda bir hayvana yer yoksa, hayvanlara gereksinim duydukları sevgiyi vererek bir öğleden sonrasını bir hayvan sığınağında gönüllü olarak geçirin.

7. Başka birinin özsaygısını geliştirmesine yardım edin veya basitçe onlara özen gösterdiğinizi gösterin. Bir iltifat yapın, dostça bir mektup gönderin ya da birine onu düşündüğünüzü söyleyin. Uzun – vadeli tanıdıklar ile teması sürdürmek ve yeni dostluklar geliştirmek için çaba gösterin.

8. Bir rol modeli olun. Başkalarının kendilerini değiştirmelerini istemek yerine, kendi görüşünüzü ve davranışınızı değiştirin. Bir rol modeli bir ilhamın, umudun ve kendine – saygının kaynağı olabilir. Ya da bir rol modelinin sorumluluklarını alın ve rehberliğe gereksinim duyan çocuklara veya bir dosta ihtiyaç duyan bir yetişkine ulaşın.

Friends Everlasting

“Melek Ilaci"

Doreen Virtue'nün “Melek Ilaci Kitabi”ndan 

Kalabalık yerler gibi düşük enerjili bir yerde/durumda olacağınız zaman veya hasta ya da kızgın insanların etrafında olduğunuz zaman kendinizi korumanız önemlidir. Kendinizi korumak için, kendinizin seçtiğiniz renkte bir ışıkla tamamen çevrelendiğinizi imgeleyin, düşünün veya görün. 

Ayrıca başkalarını veya araçlar veya evler gibi nesneleri de ışık ile koruyabilirsiniz. Koruyucu kalkanlar yırtılır, bu nedenle bunu yaklaşık her 12 saatte bir yeniden uygulamaya ihtiyacınız olur.

Beyaz Işık : Suç veya fiziksel saldırıya karşı korunma için iyidir. Etrafınıza ilave melekleri davet eder.

Pembe Işık : Pembe ışık kalkanı negatifliğe karşı korur. Negatif – zihinli, şikayetçi veya dedikoducu insanların yanında olduğunuzda yardımcıdır, pembe ışık kalkanından sadece sevgi nüfuz edebilir.

Yeşil Işık : Fiziksel şifa kalkanı. Yaralanmış veya hasta olanlar için yeşil ışık kalkanı kullanın.

Mor Işık : Psişik korunma. Psişik saldırı ve varlıklara karşı koruma sağlar.

Ayna (yansıtıcı) küre : Saldırıya açık hissettiğinizde veya çakralarınız açık ve berrak olduğunda ve yabancı kalabalıklar veya yoğun bir iş toplantısı gibi kaba/sert enerjiye gireceğiniz zaman, kendinizi ayna şeklinde bir kürenin içine girerken görün veya hissedin. Tüm negatif enerji küreden geri yansır.

Kurşun kalkan : Bir mücadele/kavga başlayacağı tahmin edildiğinde veya kendinizi ekstra saldırıya açık/hassas hissetiğinizde negatifliğe karşı koruma sağlar. Kendinizin hiçbir şeyin nüfuz edemeyeceği hafif kurşun metalle tamamen çevrelendiğinizi görün veya hissedin.

2 Aralık 2010 Perşembe

İyi İletişim Kurabilmenin Püf Noktaları

-Güler yüzle karşılayın 
-İçten ve samimi bir ilgiyle dinleyin 
-Kendinizi karşınızdakinin yerine koyun 
-Karşınızdaki insanı konuşması, gülümsemesi, belirli ifadeleri tekrarlaması için cesaretlendirin. 
-Onu dinlediğinizi ve izlediğinizi belli edin. 
-Destekleyici konuşmalar yapın:
-Karşınızdakinin yüz ifadesini, mimiklerini ve beden dilini dikkatle izleyin ve anlamaya çalışın.
-Karşınızdaki kişiyle onun anlayabileceği bir dilden konuşun.
-Önce muhatabınızın konuşmasına izin verin.
-Tek sözcükle cevaplanabilecek sorular sormayın. Açık uçlu soruları tercih edin.
-Görüştüğünüz kişinin ilgisini çekebilecek türde sorular sorun.
-Gerektiğinde sessiz kalmayı bilin.
-Uzlaşma içinde olun.
-Muhatabınızın kendine olan inancını güçlendirin.
-Yargılayıcı olmayın.
-Mümkün olduğunca dakik olun.

İletişim Ne Zaman Yanlış Gitmeye Başlar?
Acelemiz olduğu zaman,
Rahatsız edildiğimiz zaman,
Yanlış anlaşılmalarda,
Birden fazla kişi ile aynı anda görüşüldüğü zaman,
Biz ya da karşımızdaki sinirli olduğumuz zaman.

30 Kasım 2010 Salı

"İstemek, 'İstiyorum' demek değil, harekete geçmektir."A.Maurrois

Hayatım da ilk önce SEVMEYİ öğrendim, çünkü sevdikce kendimi iyi hissettiğimi öğrendim.
AFFETMENİN ne olduğunu anladım ve afetmenin aslinda yeni insanlar kazandırdığını gördüm...
Birisini HATIRLAMANIN aslında ufak bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu biliyorum artık!
Birisini kırdıktan sonra ÖZÜR DİLEMENİN aslında beni ben yaptığını anladım.
"SEN BENİM İÇİN ÖNEMLİSİN" kelimesinin verilecek en büyük hediye olduğunu buldum.
Bir yerden sonra KELİMELERİN mana ifade etmediğini biliyorum.
MUTLU OLMANIN aslında bir kedinin güzel bir anını yakalamak kadar basit oldugunu anladım.
KAÇIRDIĞIM FIRSATLARIN aslında bana yeni fırsatlar yarattığını gördüm.
Yıldızların benim için parladığını hissediyorum.
GÖZLERİN kelimelerden daha önemli olduğunu ve yalan söylemediklerini biliyorum
Hayatımda YANIMDA GÖRMEK istediklerimi yanımda göreceğim çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.
YASAMIN YASAMAYA DEGER OLDUGUNU VE ISTERSEM MUTLU OLACAGIMI biliyorum...

29 Kasım 2010 Pazartesi

" DÜŞÜNCE "

İnsan bir eyleme geçmeden önce ilk zihninde tasarlar ve sonuca ulaşmak için düşünür ve düşündüğünü yaratır. Bilinç düzeyindeki eylemde insan üzerinde düşündüğünün farkındadır.
...Bilinç farkında olmaktır, acı duyduğumda, zevk aldığımda, güneşli bir günde kır çiçeklerini seyrettiğimde, bir meyvenin tadını aldığımda, çiçeklerin kokusunu hissettiğimde, bir müzik dinlediğimde, hareket ettiğimde, konuştuğumda, tüm duyularımın farkındayımdır.
Bilinçaltı eylemler ise insanın bilinç düzeyinde algılaması dışında gelişen eylemleridir, bilinçaltı düzeyinde beden fonksiyonlarını otomatik olarak yürütür (nefes almak, yutkunmak gibi).
Bilinç emirler verir, bilinçaltı verilen emirleri uygular. Bilinçaltı düşünceleri kaydeder ancak düşünülenin olumlu ya da olumsuz olması onu ilgilendirmez. Düşüncelerin iyi ya da kötü olduğu ile ilgili yorum yapmaz, taraf tutmaz, yargılamaz. Bilincin düşünce olarak yarattığı emirleri yerine getirmekle görevlidir sadece. Bilinçli olarak düşündüğümüz her şey bilinçaltına kaydedilir.
Bilinçaltımız teyp kasetinin özelliklerine sahiptir, bilinçaltının tek görevi kayda almak, saklamak ve kendisinden istendiğinde sakladığı bilgiyi çok daha güçlü olarak geri vermektir.
Bilinç ve bilinçaltı olarak algılamaya çalıştığımız düşünce aslında bir bütündür. Bilinçaltımız uyumaz, bilinçaltımız dinlenmez o her zaman görevinin başındadır. Düşünce gücümüzle bir hedefi net olarak belirler ve bilinçaltımıza aktardığımızda onun yaratıcı gücünü görürüz.
Bilinçaltımız kendine gelen her tür düşünceyi iyi kötü ayırımı yapmaksızın kabul eder bu yüzden olumlu veya olumsuz her düşünceye daima açıktır. Olumsuz düşünceler, sonunda olumsuzluk üretir, hastalıkla ilgili düşünceler hasta bedenler yaratır.
DiLDE kullandığımız her söz, düşüncelerimizdeki her duygu şimdiki andaki yaşamı algılayışımızı belirler. Yaşama bakış açımız, arzularımız, taleplerimiz, ilgi alanlarımız, insanlarla ilişkilerimiz bizi bize yansıtır. Deneyimlediğiniz yaşam koşullarının içsel nedenlerini bulmaya çaba sarf edin. Kendinize zaman ayırın, yaşamınızda yeniye yer açın, düşüncelerinizi serbest bırakın.


İNSAN DÜŞÜNDÜĞÜ KADARDIR

Bizlere yaratma gücü verilmiştir.
Düşüncelerinin yaratıcısı olarak insan kendi kişiliğini, ihtiyaçlarını, çevre koşullarını kendisi belirler. İnsan içinde bulunduğu durum ve olayların çevresel koşullardan kaynaklandığını düşünsede yaratılan koşullar insanın düşünce biçiminden kaynaklanır.
Yaşantımızda her ne yaşıyorsak ki bunlar; sevinç, neş'e, keder, umutsuzluk, kaygı, kin, nefret ya da korku olabilir, yaşadığımız bu duygular bilinçaltımız tarafından kaydedilir ve bilinçaltı geri bildirim için bizlere düşünce yapımıza göre uygun ortam ve koşulları hazırlar. İnsan düşündüğü kadardır ve insanın dışı ne ise içide aynıdır, her insanın yaşadığı ve duyumasadığı Dünya kendi algıladığı kadardır. Yaşama olumlu bakan, olumlu düşünen için yaşam ne kadar kolay sa, olumsuz düşünen için yaşam bir okadar da zordur.
OLUMLU Düşünce modeli sağlıklı bir ruh ve beden halidir - OLUMSUZ Düşünce modeli ise Hastalıklı bir Beden ve Ruh halidir, ZİRA HASTALIK DÜŞÜNCEDE başlar. Kendi inanç ve tutumlarımız bizim kim olduğumuzu ve ne olacağımızı belirler.

DÜŞÜNMEDEN, ALIŞKANLIK OLARAK KULLANDIĞIMIZ SÖZLER BİZE YARINLARIMIZI HAZIRLAR

Gündelik hayatta sarf ettiğiniz sözlerinize bugün dikkat edin. İşte size birkaç örnek;
Çok sıkıcı bir gün, herşey beni boğuyor, yine şanssız bir günümdeyim, hiç halim yok, herşeyden nefret ediyorum, bugün kötü günümdeyim, ben hastayım, ben salağım, benim hiç şansım yok, ben hiçbirşeyi yetiştiremiyorum(para, iş) , derdimi anlatamıyorum, ben kadersizim, beni kimse sevmiyor, beş parasızım, hiç umutlu değilim, herşey boş, ben herzaman kaybedenim, ben hiç bir işi doğru yapamam, ben aptalın tekiyim vb. Bu sözler size tanıdık geliyormu?
Birçok insan farkına varmadan yapar bunu. Bizler bu tür olumsuz sözleri çocukluğumuz dönemi itibariyle değişik kaynaklardan öğreniriz; aile fertlerimiz, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, medya kanalıyla, toplumun koyduğu kurallar ve ön yargılarla öğreniriz. Toplumun, çevremizin aile fertlerimizin verdiği bu olumsuz düşünceleri kendi kendimize söylemeye başladığımızda bunlara inanmaya başlarız. Bunun yanında kendi kendimize bazı olumsuz duygu ya da düşünce üretmeye başlarız.
Bazı olumsuz sözleri yaşama daha çok olumsuz bakan bazı insanlar kendileri hakkında devamlı söylerler. Birçok insan kendileri hakkında söyledikleri bu olumsuz sözlere doğru olup olmadığını bakmaksızın inanırlar. Mesela bir sorunun yanıtına yanlış cevap verdiğinde hemen kendi kendine" ben aptalın tekiyim" diyen gibi.
Bu türde olumsuz söylemlerde kendi sözlerinize dikkat edin, nerelerde kendiniz hakkında olumsuz sözler söylüyorsunuz, bir bloknot edinin ve birkaç gün boyunca bu tür söylemlerinizi not edin. Bazı insanlar olumsuz söylemleri daha çok hasta olduklarında, yorgun olduklarında ya da çok stres altında olduklarında söylerler. Olumsuz sözlerin farkına vardığınızda "SÖZLERİN" gerçek olup olmadığının farkına varın. Kendinizi iyi hissettiğiniz bir zamanda not ettiğiniz olumsuz sözler için kendinize şu soruları sorun.

Bu duygu, bu düşünce gerçekten doğru mu?

Bunu birisi birbaşkaşı için söyleyebilirmi? Eğer söyleyemezse peki ben neden kendime söylüyorum

Bu tür düşünceden kendimi nasıl koruyabilirim? Eğer ben kendimi hasta edecek duruma sokuyorsam bu tür olumsuz düşünceyi neden bırakmayayım?

Bir sonraki süreç kendinizle ilgili olumlu ifade kullanmaya başlamanız olacaktır. Olumsuzun yerine olumlu söz. Olumlu ve Olumsuzu bir arada düşünemezsiniz. Kendiniz hakkında olumlu düşündüğünüz zaman olumsuzu düşünmezsiniz. MUTLU, SEVGİ DOLU, SAKİN, RAHAT, HUZURLU, İSTEKLİ, İÇTEN Kelimelerini yaşantınızda harekete geçirin. Serbest bırakma, Çaba Göstermeden kelimelerini kelime haznenize alın. ÇABA GÖSTERMEDEN Kelimesi "kolay, gayretsiz ve neşeyle yaratır.
ÜZGÜN, ENDİŞELİ, KORKMUŞ, YORGUN, SIKINTLI, YOK, ASLA, YAPAMAM, HİÇ BİR ZAMAN kelimesini içeren cümleler kullanmayın. Çok üzgünüm, çok kederliyim, çok dertliyim, çok hüzünlüyüm. Bu kelimeler; sizin karakterinizi, sizin bilinç halinizi, egonuzu, ruh halinizi- kim olduğunuzu tanımlar. Aynı şekilde; HASTALIK kelimesi için de geçerlidir. Hastayım, Yorgunum, Bitkinim, Kendimi Kötü Hissediyorum, Enerjim Tükendi, Güçsüzüm
Olumsuz düşünceyi, olumlu düşünceye çevirebilirsiniz —
* Her olumsuz düşüncenin farkına vardığınızda bunun tam karşıtı olumlu düşünceye çevirmeye dikkat edin. Hemen üç kez iptal-iptal-iptal deyin ve olumlu söze çevirin
* Sürekli olumlu düşünceleri kendi kendinize tekrarlayın. İmkân bulduğunuz zamanlarda yüksek sesle tekrarlayın,
* Kâğıda yazın. Yazın ve altına imzanızı atın. Görebileceğiniz yerlere " buzdalabı üzeri, ayna üzeri, banyo, bilgisayarınızın üzeri" gibi görebileceğiniz yerlere asın. Her gördüğünüzde defalarca okuyun.


OLUMSUZ DÜŞÜNCE
OLUMLU DÜŞÜNME

Ben hiçbirşeye layık değilim
Ben değerliyim

Ben hiçbir şeyi başaramıyorum
Ben birçok şeyi başarıyla sonuçlandırıyorum

Her zaman hata yaparım
Birçok şeyi iyi yaparım

Ben aptalım.
Ben akıllıyım

Ben iyi hayatı hak etmiyorum
Ben iyi ve sağlıklı hayatı hak ediyorum

Kendimi kötü hissediyorum
Kendimi çok iyi hissediyorum

Benim hiçbir işim doğru gitmez.
Ben her işimi çaba sarfetmeden yaratırım


"ŞİMDİ" YARATMA

Kendi yarattığımız söz ve düşünce modeli ile içinde bulunduğumuz anın yaratıcısı ve kahramanı kendimizdir aslında. Bizim geçmiş olarak düşündüğünüz olaylar Şimdi olan "an"ın zihnimizde depolanmış anısıdır. Biz geçmişi düşündüğümüzde, geçmişte olan bir anıyı yeniden ŞİMDİKİ AN'da yaratırız. Bizler geleceği düşündüğümüzde yine içinde bulunduğumuz ŞİMDİKİ "AN" da yaratırız. Dünün düşüncesi bize bugünü yaratır, bugünün düşüncesi ise bize yarını hazırlar ve bizler kendi söz ve düşüncelerimizle geleceği yaratırız.
Şimdi şu anda neyi yaratmak istiyorsunuz! ,sakin bir ortamda içinize dönün ve şu soruları kendinize sorun;

Sağlık mı? Para mı? Huzur mu? Başarı mı? Aşk mı? Önceliğiniz nedir, ilk önce belirleyici olun.

Bir günlük tutun, duygularınızı ve düşüncelerinizi bu günlüğünüze yazın. Düşünceleriniz nerelerde dolaşıyor, korkuda mı yoksa sevgide mi? Zihninizi izleyin, hangi duygu içerisindesiniz. Olumlu düşünce gücü SEVGİ, olumsuz düşünce gücü ise KORKUDUR, sevginin olmadığı yerde sevgisizlik değil korku vardır. Sevginin olduğu yerde ise korku barınamaz. Bizler ya severiz ya da korkarız zira sevginin zıttı korkudur.
Krishnamurti şöyle der; Düşüncenin kendisi korkunun kaynağıdır. Düşünce zamandır, yarının düşüncesi haz ya da acıdır. Düşünce eğer haz verici ise bunu izler ve bunun bitmesinden korkar. Acı verici olduğundaysa bundan kaçınmak korkuyu doğurur. Dünkü acıyı düşünmek, dünkü acının anısını içeren düşünce, yarın yeniden acı çekme korkusunu yansıtır. Dolayısıyla korkuyu oluşturan düşüncedir. Düşünce korkuyu doğurur, düşünce aynı zamanda hazzıda besler. Korku olduğu sürece mutsuzluk kaçınılmazdır. Korkudan herhangi bir şekilde sakınmak yalnızca onu arttırır ve güçlendirir. Korkudan KAÇINMIYORUM, SAKINMIYORUM, BASTIRMIYORUM, DİRENMİYORUM Yalnızca seyrediyorum. Seyrediyorum, korkunun farkındayım.
Sizin korkuya sebep olan düşünceleriniz nelerdir, KORKULARINIZIN farkına varın. SEVİLMEME mi, GÜVENSİZLİK mi, GÜÇSÜZLÜKmü, DEĞERSİZLİK mi, KAYBETME mi,YETERSİZLİK mi, BAŞARISIZLIK mı, YANLIZLIK mı, ÇARESİZLİK mi, PARASIZLIK mı, veya ÖLÜM mü? Hangi duygu ve ruh hali içerisindesiniz!
Benim içimde şu anda neler oluyor? Bunu dürüst olarak kendinize sorun. Korkularınızı yazın, beni ne korkutuyor? Doğru düşünme ve hissetmeyi yaratma sürecinde bir kararlılık sergilediğimizde, içimizde olanın değişikliği, dış dünyamıza da yansıyacaktır.
OLUMLU DÜŞÜNÜN VE OLAYLARI DÜŞÜNCEDE SERBEST BIRAKIN, YAŞAMINIZDA BİR BOŞLUK YARATIN. YARATILAN BOŞLUK YERİNE MUTLAKA DOLACAKTIR.



DÜŞÜNCE BİR ENERJİ FORMUDUR

Enerji moleküllerden, moleküller atomlardan, atomlar ise atom altı parçacıklardan oluşmuştur. Tüm madde ve varlıkları oluşturan temel yapıtaşı saf bir "enerji" olduğuna göre aslında evrende "cansız" hiçbir şey yoktur.
Maddenin olabilecek en küçük taneciklerinin kuantum tanecikleri olduğu saptanmıştır. Kuantum titreşimlerinden, kuantum tanecikleri, onlardan proton, elektron, nötron, atom, onlardan da molekül, hücre, dokular, organlar ve insan denilen mükemmel varlık ortaya çıkar.
Gördüğümüz, dokunduğumuz kütlesi olan madde; enerjinin düşük frekansta titreşimidir ve enerji frekansı titreşim hızı yükseldikçe bizler tarafından görülmez, duyulmaz, dokunulmaz hale gelir.
İnsan hücrelerindeki atomlar, nötronlar, elektron ve protonlardan meydana gelmiştir, kendi titreşim hızı düşük olduğu için kendini katı bir kütle olarak algılar ancak insan bedeni sadece fizik bedenden meydana gelmemiştir. Fizik bedenin beş duyu organı ile algılayamadığı çok daha yüksek frekanslarda titreşen enerji bedenlerine sahiptir.
Zihin, kuantum titreşimleri halinde enerji yüklü bir potansiyeldir ve uygun gördüğü emirlerle düşünceyi, maddeye dönüştürebilir.
Örnek verecek olursak; Diyelim ki siz köpeklerden korkuyorsunuz. Yolda yürürken karşınıza bir köpek çıkıyor, köpeklere karşı duyduğunuz bu korku duygusu ile bedeniniz hemen o saniyede adrenalin salgılamaya başlar. Aynı saniye içerisinde sempatik sinir sisteminiz bir anda kan basıncınızı yükseltir ve kalp atışlarınız artar ve ya oradan hemen kaçarsınız ya da kaçmaya çalışırsınız.
Bu örnek Adrenalin denilen bir molekülün, madde olmayan, zihin düzeyindeki bir düşüncenin nasıl maddeye dönüştüğünü göstermektedir. Korku, mutluluk, hüzün, hepsi maddeye dönüşür. Düşünce gücü bir enerji formudur.

ZİHNİ SAKİNLEŞTİRMENİN YOLU NEFES ve MEDİTASYON

1- NEFES Yaşam demektir, NEFES HAYATTIR.
Nefes alma, bedenle zihin arasında ve bilinçle bilinçaltı arasında bir köprüdür. Doğru nefes, bedenle zihnin ve bilinçle bilinçaltının uyumunu sağlar. Doğru nefes alışverişi insanın sağlam bir sinir sistemine, dengeli bir zihne ve huzurlu birisi olmasını sağlar.
Sağlığın temeli, sağlıklı bir kan dolaşımının vücutta hayat bulmasıdır zira oksijen ve besinleri vücudun tüm hücrelerine taşıyan kan sistemdir.
Nefes hücrelere oksijenin gitmesini sağlar, vücudu koruyan beyaz hücreleri içeren lenf (akkan'ın) sıvısının akışını da ayarlar. Derin nefes, vakum gibi kan dolaşımı aracılığıyla lenfi çeker ve vücudun toksinleri yok etme hızını artırır. Nefes alırken, tüm toksinlerin dışarı atılabilmesi için karın bölgesinin en altından (hara- göbek deliğinin altında) nefes almaya başlanmalıdır.

Yaşamımıza can veren nefes eksildiğinde yaşam süremizde eksilme anlamına gelir, nefesinizi izleyin ona odaklanın, onu duyumsayın.

26 Kasım 2010 Cuma

...Shakespeare Der Ki...



‎...
* Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.
* Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve;
- Konuşmadan önce dinleyin,
- Yazmadan önce düşünün,
- Harcamadan önce kazanın,
- Dua etmeden önce bağışlayın,
- İncitmeden önce hissedin,
- Nefret etmeden önce sevin,
- Vazgeçmeden önce çabalayın,
- Ölmeden önce yaşayın.
*Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

25 Kasım 2010 Perşembe

Başarı İstenmediği Yere Gelmez


Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.

Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.

Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.

Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir.

Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.

Herşey insanın kafasında biter.

Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir.

Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.

Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.

Yaşam savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı olan değildir.

Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir.

Arnold Palmer, Profesyonel Golfcü


24 Kasım 2010 Çarşamba

Siz çok şey ifade ediyorsunuz...

Bir anı bir şarkı kıvılcımlandırabilir.
Bir hayali bir çiçek uyandırabilir.
Bir ağaç ormanı başlatabilir.
Bir kuş ilkbaharı müjdeleyebilir.
Bir gülümseme bir arkadaşlığı başlatabilir.
Bir tokalaşma bir ruhu canlandırabilir.
Bir kelime bir amacı belirleyebilir.
Bir oy bir ulusun yaşamını değiştirebilir.
Bir gülüş sıkıntıyı altedebilir
Bir adım her yolculuğu başlatabilir.
Bir umut ruhlarımızı aydınlatabilir..
Bir dokunuş şefkati anlatabilir.
Bir kalp neyin doğru olduğunu bilebilir.
Bir tek insan farkı yaratabilir.
O yüzden "ben olsam ne olur, olmasam ne olur" demeyin.
Siz çok şeyi ifade ediyorsunuz..

Her şey size bağlı.....

22 Kasım 2010 Pazartesi

Unutmamamız Gerekenler ....


Unutma ! Gerçekte sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. 

Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısı ile içindeki ses ile konuşmayı öğren. 

İçindeki sesin kendine has nedenleri vardır ki akıl hiçbir zaman anlayamaz.

Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle.

Tüm diğerleri farklı hissedebilir farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.

Sadece onların bakış açılarını anlamaya çalış. Hemfikir olmaya çalışma!

Bazen içindeki ses sana zor geleni yapmanı söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…

Her yanlışında kendini acımasızca eleştirip üzme…

Gereğinden fazla üzülmek bugünün gücünü tüketir yarınlarının güzelliklerini çalar.

Aksine başını okşa kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini kendine hatırlat.

Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu bil.

Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi incele bir dahaki sefer için hazırlıklarını yap.

Kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının da haklı olabileceklerini unutma.


Her zaman ama her zaman mutlaka kendine iyi davran.

Sen buna layıksın !

Hayatta en büyük dostun sen olabileceği gibi en büyük düşmanın da sen olabilir.

Seçimini yap ve kendin için dost mu yoksa düşman mı olacağına karar ver.

Yaşamdaki tüm acılarını atlatabilirsin her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin

istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin.

Bugün hayata yeniden başla! ilk adımın kendini bağışlamak olsun!

Tıpkı kasvetli ve bulutlu bir havanın ardından kendini gösteren güneş gibi olabilirsin.

Ve aynı güneş gibi ay gibi her gün ve her gece bıkmadan usanmadan yeniden doğabilirsin.

Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun yeniden ayağa kalk ve devam et!

İnan bana o tecrübelere ihtiyacın var…

Unutma! Yapılacak daha nice yeni hatalar var öğrenilecek daha nice yeni dersler var tekrar tekrar aynı hatalara düşmek niye?

Unutma !

Her şey sende gizli.

Hayatın kötü bir yola girmişse direksiyondakinin sen olduğunu hatırla!

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız güçlü hissettiğin kadar güçlüsün.

Seçimi yapacak olan sensin….

15 Kasım 2010 Pazartesi

Kalbin Yolu


Ve korkaklar, sadece korkaklar, kafalarıyla yaşar. Korktukları için etraflarında mantıktan oluşan bir güvenlik duvarı yaratırlar. Korkularıyla her kapı ve pencereyi kapatırlar. Kavramları, kelimeleri, teorileri ve dinbilimleriyle, bütün boşlukları kapatır ve bu kapalı kapılar arkasında gizlenirler. Kalbin yolu, cesaretin yoludur. Güvencesizlik içinde yaşamaktır; sevgi ve güven içinde yaşamaktır; bilinmeyenin içinde hareket etmektir. Geçmişi bırakıp, geleceğin yaşanmasına izin vermektir. Cesaret, tehlikeli yollarda hareket etmektir. Hayat tehlikelidir ve sadece korkaklar tehlikeden kaçınır. Ama onlar zaten ölüdür. Yaşayan bir insan, gerçekten yaşayan bir insan, her zaman bilinmeyene doğru gider. Tehlike vardır, ama o bu riski alır. Kalp her zaman risk almaya hazırdır, kalp kumarbazdır. Kafa ise bir işadamıdır. Kafa her zaman hesaplar ... çok kurnazdır. Kalp hesapçı değildir. Cesaret anlamına gelen İngilizce courage çok güzel ve ilginç bir sözcüktür. Kalp üzerinden yaşamak, anlamı keşfetmektir. Bir şair kalbiyle yaşar ve zamanla kalbi üzerinden bilinmeyenin seslerini dinlemeye başlar. Kafa dinleyemez; o bilinmeyenden çok uzaktadır. Kafa bilinenlerle doludur. Zihnin nedir? O bildiğin her şeydir. O geçmiştir, ölmüş olan ve geride kalan şeylerdir. Zihin, biriktirilmiş geçmişten başka bir şey değildir, hafızadır. Kalp ise gelecektir; kalp her zaman umuttur; kalp her zaman gelecekte bir yerdedir. Kafa geçmişi düşünür, kalp geleceği hayal eder. Gelecek henüz gelmemiştir. Gelecek henüz oluşmamıştır. Gelecek henüz sadece bir olasılıktır; gelecektir, gelmeye başladı bile. Yaşanan her anda, gelecek şimdiki zamana dönüşürken, yaşadığımız an ise geçmiş oluyor. Geçmişte hiçbir olasılık yoktur, hepsi kullanılmıştır.Onu yaşayıp geçmişsindir, o artık tükenmiştir, ölmüştür, mezar gibidir. Gelecek tohum gibidir; o yaklaşıyor, sürekli geliyor, sürekli ulaşıyor ve yaşadığımız an ile buluşuyor. Sen her zaman hareket halindesin. İçinde bulunduğumuz an, geleceğe doğru yapılan bir hareketten başka bir şey değildir. Senin zaten atmış olduğun bir adımdır; geleceğe doğru attığın bir adım. Dünyadaki herkes doğru olmak ister. Çünkü doğru olmak o kadar büyük bir keyif ve coşku getirir ki, insan neden sahte olsun? Biraz daha derin bir kavrayış için cesaretinin olması gerekir. Neden korkuyorsun? Dünya sana ne yapabilir? İnsanlar sana gülebilir; bu onlara iyi gelir ... gülmek her zaman bir ilaçtır, sağlıklıdır. İnsanlar deli olduğunu düşünebilir. Onların seni deli olarak görmesi senin deli olduğun anlamına gelmez. Eğer sevinçlerin, göz yaşların, dansın hakkında samimiysen, er ya da geç seni anlayacak insanlar ortaya çıkar; ve senin kervanına katılırlar. Ben bu yola yalnız başıma çıkmıştım ve sonra insanlar gelmeye başladı ve dünya çapında bir karavan oldu! Ben kimseyi davet etmedim. Ben sadece kalbimden geldiğini hissettiğim şeyleri yaptım. Benim sorumluluğum kendi kalbimedir; dünyadaki başka kimseye değil. Senin sorumluluğun da, sadece kendi varlığınadır. Onun karşısında yer alma; çünkü ona karşı çıkmak intihar etmek, kendini yok etmek anlamına gelir. Zaten ne kazanacaksın? İnsanlar sana saygı duysa, senin saygın, onurlu, aklı başında bir insan olduğunu düşünse bile, bunlar senin varlığını besleyemez. Yaşama ve onun muhteşem güzelliklerine dair bir şeyler kavramana yol açmaz. Senden önce bu dünyada kaç milyon insan yaşadı? İsimlerini bile bilmiyorsun. Yaşayıp yaşamadıkları, hiçbir şeyi değiştirmiyor. Azizler ve günahkarlar oldu. Çok saygın insanların yanı sıra, her türlü eksantrik, çatlak insan yaşadı. Ama hepsi yok oldu. Dünyada onlardan tek bir iz bile kalmadı. Senin tek amacın, ölüm bedenini ve zihnini yok ettiği zaman, yanında götürebileceğin nitelikleri koruyup kollamak olmalı. Çünkü bu nitelikler senin tek dostun olacak. Gerçek değerler sadece onlardır ve sadece onları bulan insanlar yaşar; diğerleriyse yaşıyormuş gibi yapar. Karanlık bir gecede KGB, Yussel Finkelstein'ın kapısını çalar. Yussel kapıyı açar ve KGB görevlisi bağırır: "Yussel Finkelstein burada mı yaşıyor?" Çizgili pijamaları ile kapıda duran Yussel, "Hayır." diye yanıtlar. "Öyle mi? Peki senin adın ne?" "Yussel Finkelstein." KGB ajanı onu yere indirir ve sorar: "Az önce burada yaşamadığını söylemedin mi?" Yussel yanıtlar: "Sen buna yaşamak mı diyorsun?" Sadece yaşamak, her zaman yaşamak demek değildir. Hayatına bir bak. Ona kutsanmış diyebilir misin? Onu varoluşun sana sunmuş olduğu bir hediye olarak görüyor musun? Bu hayatın sana tekrar tekrar verilmesini ister misin?
CESARET
Ganj Kitap

14 Kasım 2010 Pazar

Büyük Düşünmenin Büyüsü

1. Yapabileceğinize inanın: Bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda aklınız onu yapmanın çözüm yollarını bulacaktır. Bir çözüme inanmak o çözümün yolunu açar.”İmkansız”, “işe yaramaz”, “yapamam”, “denemeye değmez” laflarını düşünme ve konuşma sözcüklerinizden çıkarın.
2. Geleneklerin aklınızı dondurmasına izin vermeyin: Yeni fikirlere açık olun. Denemeci olun. Yeni yaklaşımları deneyin. Yaptığınız herşey ilerleyici olsun.
3. Kendinize hergün şunu sorun: “Daha iyi nasıl yapabilirim?” Kişisel gelişimin sınırı yoktur. Kendinize “Daha iyi nasıl yapabilirim?” diye sorduğunuzda işe yarar cevaplar belirecektir. Deneyin, göreceksiniz.
4. Kendinize sorun: “Daha çok nasıl yapabilirim?” Kapasite aklın o anki durumuna bağlıdır. Kendinize bu soruyu sorduğunuzda aklınızı pratik yollar bulmaya itmiş olursunuz.
5. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin: Sorun ve dinleyin; böylece parlak kararlara ulaşmak için gerekli hammaddeyi elde edeceksiniz. Unutmayın: Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekellerine alırlar.
6. Zihninizi genişletin: Kıvılcımlara açık olun. Sizde yeni düşünceler üretmede ya da işleri yapmak için yeni çözümler bulmanızda yardımcı olacak kişilerle ilişki kurun. Farklı meslek dalları ve ilgi alanlarında insanlarla biraraya gelin.
Dr.David J.Schwartz

6 Kasım 2010 Cumartesi

'AŞK'' I BİLMEK İSTİYORSAN...

   Eğer aşkı bilmek istiyorsan , aşkı unut ve meditasyonu hatırla. Eğer bahçene güller  getirmek  istiyorsan, gülleri  unut ve gül ağacı ile ilgilen. Onu besle, onu sula,  gerektiği kadar güneş görmesini sağla.  Eğer her şeyle ilgilenirsen, doğru zamanda  güllerin gelmesi kaçınılmazdır.
Onları daha önce getiremezsin, onların daha kısa bir sürede açmalarını sağlayamazsın ve bir gülden daha mükemmel olmasını isteyemezsin.
         Hiç mükemmel olmayan bir çiçek gördün mü.  Daha fazla ne istiyorsun.  Her gül kendi tekliği içinde mükemmeldir. Rüzgarda, yağmurda,güneşde dans eder…  bu müthiş güzelliği, bu mutlak neşeyi göremiyormusun. Küçük sıradan bir gül varoluşun gizli görkemini yansıtır.
        Aşk senin varlığındaki güldür. Ama varlığını hazırla; karanlığı ve bilinçsizliği yok et. Giderek daha uyanık ve farkında ol ve böylece aşk kendiliğinden, kendi zamanında  gelecektir. Bunun için endişelenmene gerek yok. Ve ne zaman gelirse gelsin her zaman mükemmel olacak.
        Aşk ruhsal bir deneyimdir; onun cinsiyetle bir ilgisi yoktur  ve bedenlerle de bir ilgisi yoktur.  O en içerideki varlıkla ilgili bir şeydir.
       Ama  daha kendi tapınağına bile girmedin. Kim olduğunu bile bilmiyorsun ve aşk hakkında sorular soruyorsun. Önce , kendin ol; önce; kendini bil ve böylece aşk sana armağan olarak  gelecek. Bu öteden gelen bir armağandır. Senin üzerine çiçekler gibi yağar… Varlığını doldurur. Ve senin üzerine yağmaya devam eder ve onunla  birlikte müthiş bir paylaşma arzusu da gelir.
         İnsan dilinde  bu paylaşma ancak ‘’aşk’’ olarak tanımlanabilir. O çok fazla bir şey ifade etmez ama doğru  yönü gösterir. Aşk uyanık olmanın, bilinçli olmanın bir gölgesidir.
OSHO

30 Ekim 2010 Cumartesi

IYI OLMA SANATI

Eğer hasta olmak istemiyorsan, duygularını anlat!.
Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrid, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız.. Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel bir terapidir!
Eğer hasta olmak istemiyorsan, karar vermelisin!.
kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. kararsızlık endişeleri, sorunları ve catışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması icin vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanlarıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan, olduğundan farklı yaşama!.
Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü birşey yoktur. Kaderleri ilâç, hastane ve acıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan, kabullen!.
Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan, çözümler bul!.
Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak icin kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat varolan en tatlı şeylerden birini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Eğer hasta olmak istemiyorsan, güven!.
Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz , açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Eğer hasta olmak istemiyorsan, hayatı üzgün yaşama!.
Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştir. İyi mizah bizi doktorun elinden korur. Mutluluk, sağlık ve terapidir.
İYİ OLMA SANATI
Dr. Dráuzio Varella.

10 Ekim 2010 Pazar

HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR, SENDE BİTER!


Çaresizlik öğrenilmiştir. 
Başarılı olmak da öğrenilebilir.
Sende sandığından fazlası var!
Gelebileceğin en iyi yerde değilsin.
Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır.
Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur.
Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren!
Seyirci koltuğundan sıkıldıysan, sahneye çık.
Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var.
Her şey seninle başlar!
Başkaları yapabildiyse, sen de yaparsın.
Hayatta ya tozu dumana katarsın,
Ya da tozu dumanı yutarsın.
Seçim senin!
(Herşey Seninle Başlar adlı kitabın arka kapak yazısı)

30 Haziran 2010 Çarşamba

Bu meyveyi tanıyormusunuz??

Goji Berry Nedir?


Goji küçük yumuşak meyveleri olan 1,700 yıl boyunca Tibet'te üretilen çalı formunda bir bitkidir. Tibetliler yüzlerce yıl gojiden yaptığı ilacı, böbrek ve karaciğer tedavisinde kullandılar. Goji, Tibet'te kolesterolu ve kan basıncını düşürmek için kullanılır, ve kanı temizler. Goji meyvelerinin, göz problemlerinin tedavisinde faydalı var, kırmızı noktalar, sedef hastalığı, alerjiler, uykusuzluk, kronik karaciğer hastalığı, şeker hastalığı ve tüberkülozun gelişimini engeller. Goji meyveleri, Tibet'in insanları tarafından ömür uzunluğunu artırmak için ve kuvvet verici olarak kullanılır.



Goji, inanılmaz şekilde sulu ve tatlıdır, tadı bir yabanmersini ve bir kirazın arasında goji bitkisinin sağlığımıza çok, faydası olduğu için. hiç bir parçası atılmaz ve, kullanılabilir, Parlak kırmızı meyve, lezzetli tazedir. Yapraklarından, mükemmel çay yapılır. ayrıca yapraklar ve saplarından yağ yapılır. Posusundan güzellik kremi elde edilir. Kurutulan Goji , bir kuru üzüm olarak aynı önemli bir besindir.

Goji Berry, besin değeri en yüksek meyvelerden biridir. Çok kuvvetli bir antioksidan olan bu meyve Çin’de tıp alanında 2000 yıldır kullanılmaktadır. Bir protein deposudur. Aynı zamanda 19 ayrı aminoasit yüksek değerde betakaroten, çinko, demir, fosfor, B-complex, E vitamini ve C vitamini barındırıyor.

1.Ömrünüzü Uzatın

Vücudunuzdaki on trilyon hücre her an serbest radikallerin saldırısına maruz kalmaktadır. Bu zararlı çevresel ajanlar canlı hücrelerin yenilenme hızından daha hızlı bir şekilde yıpranmasına ve yaşlanmanın daha hızlı gerçekleşmesine neden olurlar. Goji “Uzun Ömür Meyvesi” olarak bilinir. İçerisinde ana molekül olan polisakkaritler ve güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin uğratacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı vücudunuzu korur.

2.Enerjinizi ve Dayanıklılığınızı Arttırın

Asya’nın en etkili adaptojenleri arasında sayılan Goji, egzersiz toleransınızı, gücünüzü ve dayanıklılığınızı arttırır. Özellikle hastalık sonrası nekahat döneminde ortaya çıkan bitkinlik, halsizlik şikayetlerini ortadan kaldırır.

3.Genç Hissedin, Genç Görünün

Goji hipofiz bezinden salgılanan insan büyüme hormonu (hCG, gençlik hormonu) salınımını arttırır. hCG’nin olumlu etkileri pek çoktur: vücut yağ oranını azaltır, uyku düzensizliklerini engeller, hafızayı güçlendirir, iyileşme hızını arttırır, cinsel istek ve gücü düzenler ve vücuda daha genç, diri bir görünüm kazandırır.

4.Kan Basıncınızı Düşürür

Yaklaşık olarak her dört yetişkinden birinde yüksek tansiyon değerleri gözlenmektedir (hipertansiyon). Kontrol altında tutulmayan yüksek kan basıncı zamanla inme (felç), kalp krizi, böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Bu nedenle “sessiz katil” olarak adlandırılır. 1998 yılında yapılan bir araştırma, Goji içerisinde çokça yer alan polisakkaritlerin kan basıncı yükselmelerini belirgin bir biçimde önlediğini göstermiştir.

5.Kanserden Korur

Goji, kanser önleyici bir madde olan Germanium içeren yeryüzünde bu güne kadar tespit edilmiş tek bitki türüdür. İçerisindeki özel polisakkaritler ve antioksidan maddeler kansere neden olabilecek genetik değişimlerin gerçekleşmelerine engel olur. Bazı bilim adamları özellikle karaciğer kanserlerinden korunmada Goji’nin etkili olacağına inanmaktadır. Bu karaciğerin vücuttaki en önemli detoksifiye edici (zehirden arındırıcı) organ olması nedeniyle önemlidir

6.Sağlıklı Kolesterol Seviyelerine Ulaşın

Goji, kolesterol seviyelerini düşüren beta-sitosterol maddesi içerir. Ayrıca antioksidanları sayesinde kolesterolün oksidasyonunu ve damar duvarında plak oluşturmasını engeller. Goji içerisindeki flavonoidler ise atar damarlarınızın açık kalmasını ve elastikiyetinin korunmasını sağlar.

7.Kan Şekerini Dengeler

Uzun yıllardır Çin’de erişkin tip diyabet tedavisinde kullanılan Goji’nin polisakkaritleri sayesinde kan şekerini ve insülin cevabını düzenlediği görülmüştür. İçeriğinde yer alan betain maddesinin de özellikle diabet hastalarında sıkça görülen karaciğer yağlanması ve damar rahatsızlıklarını önlediği bilinmektedir.

8.Cinsel Gücü ve Fonksiyonu arttırır

Goji üzümü Asya tıbbında yer alan başlıca cinsel güç arttırıcı bitkidir ve efsanevi olarak cinsel arzuyu tetiklediğine inanılır. Eski bir Çin atasözü evinden ve karısından uzaklara gitmek zorunda olan erkekler için “Kim ki evinden yüz kilometre uzağa gidecekse Goji yememelidir!” der. Modern bilimsel çalışmalar ise Goji’nin kandaki testosteron seviyesini belirgin bir şekilde arttırarak her iki cinste de cinsel gücü arttırdığını göstermektedir.

9.Kilo Verin

Asya’da yapılan bir anti-obesite (aşırı şişmanlık) çalışmasında, hastalara sabah ve öğleden sonra Goji verilmiştir. Sonuçlar çoğu hastanın belirgin kilo vermesi şeklide olmuştur. Bir başka çalışma ise Goji içerisndeki polisakkaritlerin alınan gıdaları yağ şeklinde depolanması yerine enerjiye dönüştürdüğünü göstermektedir.

10.Baş ağrısı ve Sersemlik Hissinden kurtulun

Geleneksel Çin tıbbında baş ağrısı ve sersemlik hissinin böbrek Yin (yaşam özü) ve Yang (fonksiyon) yetersizliğineden kaynaklandığına inanılır. Goji Yin/Yang dengesinin ayarlanmasında en çok kullanılan bitkidir.

11.Daha İyi bir Uyku

Goji tüm Asya’da uzun süredir insomnia (uykusuzluk) doğal tedavisinde kullanılmaktadır. Yaşça büyük insanlar üzerinde yapılan bazı tıbbi araştırmalarda, Goji alan tüm hastalarda uyku kalitesinde iyileşme bildirilmiştir.

12.Görüşünüzü İyileştirir

Çin’de tarih öncesi zamanlardan beri Goji meyveleri bazı görme problemlerinin giderilmesinde oldukça popülerdir. Modern Çin bilim adamları Goji’nin karanlığa uyum süresini belirgin olarak kısalttığını bulmuşlardır. Ayrıca az ışıklı ortamlarda da görüş kalitesinin arttırır. Goji alan hastalarda görüş alanındaki siyah noktalarda belirgin azalma saptanmıştır. Goji içerisinde yer alan güçlü antioksidan karotenoidler sayesinde makula dejenerasyonu ve katarakt engellenebilir.

13. Kalbinizi Güçlendirir

Goji bir sesquiterpene olan ve kalp ile kan basıncı ayarlamalarına yardımcı olan cyperone içerir. Anthocyanin maddesi ise kalp damarlarının dayanıklılığını arttırır.

14.Yağların (Lipid) peroksidasyonunu Engeller

Kolesterol ve diğer kan yağları vücutta lipid peroksitler oluşturarak ölümcül rahatsızlıklara yol açabilirler. Yapışkan bir madde olan lipid peroksitlerin birikimi özellikle damarları olumsuz etkileyerek kalp-damar rahatsızlıkları, damar sertliği (ateroskleroz) ve inmeye neden olabilir. Goji, lipid peroksit oluşumunu önleyen kan enzimlerini arttırarak tehlike oluşturan lipid peroksit oluşumunu önler.

15.Hastalıklara karşı direncinizi arttırır

Serbest radikallerden olan süperoksit’in hastalıkların oluşumu ve ilerlemesinde önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir. Süperoksit vücutta bulunan süperoksit dismutaz enzimi sayesinde etkisiz hale getirilir. Ancak bu enzim yaş ile birlikte azalmaya başlar. Ayrıca günlük yaşamın ortaya çıkardığı stres vücudun bu enzimi yeterince üretmesini baskılayarak hastalıklara karşı var olan direncin düşmesine neden olur. Goji alımının süperoksit dismutaz enzim değerlerini %40 oranında arttırdığı ispatlanmıştır.

16.Bağışıklık (immün) yanıtını arttırır

Bağışıklık yanıtı vücudunuzun “silahlı kuvvetleri” dir. Kırk yılı aşkındır süren çalışmalar Goji’nin vücuttaki önemli savunma mekanizmalarını yöneten ve yönlendiren bağışıklık sistemini desteklediğini göstermiştir. Goji polisakkaritleri içlerinde T-lenfosit hücreler, sitotoksik T-hücreler, NK (doğal öldürücü) hücreler, lizozim, tümor nekroz faktörü-alfa ve immünglobülinler (IgG ve IgA) gibi tüm savunma hücrelerinin aktivitelerini düzenler ve sayılarını arttırır

17.Kanserle savaş

Goji ile birlikte kanser ilacı kullanan hastalarda olumlu cevapların yalnızca ilaç kullanan hastalara oranla %250 oranında arttığı görülmüştür. Malign melanom, böbrek karsinomu, kolorektal karsinom, nasofaringeal karsinom ve malign hidrotoraks gibi kanser hastalarının tedavilerinde inanılmaz derecede iyileşme sağlanmıştır. Goji ile tedavi gören hastaların remisyonu (iyilik hali) Goji almayan hastalardan belirgin olarak daha uzun olmaktadır.



18.Değerli DNA’nızı korur

DNA vücudumuzdaki en önemli yapıdır. Atalarımızdan miras kalan tüm özelliklerimizin bulunduğu şablonumuz olmasının yanı sıra vücudumuzdaki on tirilyon kadar hücrenin yenilenmesi gerektiğinde, sağlıklı ve aslına uygun kopyasının üretilmesini sağlar.Kimyasallar, kirlilik ve serbest radikallere maruz kalan DNA hasarlanır ve kırılabilir ve sonuç olarak genetik (kalıtsal) mutasyonlara, kansere ve hatta ölüme sebebiyet verebilir. Goji’deki betain ve ana molekül olan polisakkaritler hasarlı DNA’nın tamiri ve restorasyonunu gerçekleştirir.

19.Tümör büyümesini durdurur

Bir hücresel protein olan Interlökin-2 (IL-2) bir çok kanser türünde oluşan anti-tümör cevapların oluşmasını sağlar. Çin kaynaklı araştırmalar Goji polisakkaritlerinin IL_2 üretimini arttırdığını göstermiştir. ABD’de IL-2, 1983 yılından beri bazı kanser ve AIDS hastalığının tedavisinde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Goji ayrıca, tümör hücresinin ölümüne neden olan apopitoz olayını hızlandırır.

20.Kemoterapi ve Radyasyonun olumsuz etkilerini hafifletir

Bir çalışmada, Akciğer kanser tedavisi sırasında uygulanan radyasyon etkisinin Goji alımıyla arttığı böylece uygulanan radyasyon dozunun azaltılabileceği gösterilmiştir. Bir başka çalışma Goji’nin radyoterapi ve kemoterapiye bağlı istenmeyen yan etkileri azalttığı gösterilmiştir.

21.Güçlü kan değerleri sağlar

Goji meşhur bir kan yapıcı ve gençleştiricisidir. Bir çalışmada, Goji’nin yaşlı insan kanını belirgin bir biçimde gençleştirdiği gösterilmiştir. Bir diğerinde ise, canlı alyuvarların serbest radikallerin doğuracağı hasarlardan Goji flavonoidleri sayesinde korunduğu gösterilmiştir.Goji ayrıca kemik iliği yetmezliği durumlarının (düşük alyuvar, akyuvar ve trombosit üretimi durumu) deneysel tedavilerinde yer almaktadır.

22.Lenfosit sayınızı arttırır

Lenfositler vücut savunma sisteminin değişen koşullara yada tehditlere karşı uyum sağlayan (adaptasyon) kısmını oluşturan en önemli beyaz kan hücreleridir. Bağışıklık sisteminin adaptasyon kısmı, vücudun genel bağışıklık mekanizmalarını geçerek organizmayı tehdit eden tehlikeli unsurlara yönelik savunmanın yapılmasını sağlar. Gji lenfosit sayısını artırır ve saldırı tehdidi durumunda bunları aktive eder.

23. Enflamasyon ve Artirite (eklem iltahabı) karşı savaşır

Yirmi yılı geçen geniş araştırmalar sonucunda, akut yada kronik enflamasyon durumlarında serbest radikal olan süperoksit değerleri, vücudun savunma sistem kapasitesinin (süperoksit dismutaz enzimi) çok üstüne çıkmaktadır. Bu gibi bir dengesizlik durumu ise dokularda ve eklemlerde harabiyete neden olmaktadır. Goji anti enflamatuvar bir enzim olan süperoksit dizmutaz seviyesini arttırarak dengenin oluşmasını sağlar.

24.Karaciğerinizi destekler

Goji çok bilinen bir karaciğer hücre koruyucusu olan serebrozid içeriği sayesinde, yüksek toksik etkisi olan klorlanmış hidrokarbonlara karşı dahil koruma sağlar.

25. Menapozal semptomları tedavi eder

Geleneksel Çin tıbbında birçok menapozal semptomun böbrek Yin yetersizliği nedeniyle oluştuğu düşünülür. Yıllardır Goji hormonal dengeyi sağlamak amacıyla Yin güçlendirici olarak kullanılmaktadır.

26.Sabah sıkıntılarını (bulantı-kusmaları) önler

Çinde sıcak Goji çayı özellikle gebeliğin ilk üç ayındaki kadınlarda sabah sıkıntılarının önlenmesinde kullanılmaktadır. Bu çayın içilmesi hızlı ve etkili bir çözümdür. 60 gram kaliteli goji suyunun üzerine sıcak su eklenmesiyle de hazırlanabilir.

27. Doğurganlığı arttırır

Goji çok uzun zamandır Asya’da kadın ve erkek infertilite (kısırlık) tedavisinde kullanılmaktadır. Kadınlarda benzersiz bir şekilde Ying düzenlemesi (doğurganlık özü) gerçekleştirdiğine inanılır. Erkeklerde ise, goji polisakkaritlerinin sperm hücrelerinin ömrünü uzattığı ve testisteki hücrelerin strese bağlı azalmalarını ve ölümlerini engellediği gösterilmiştir.

28.Kaslarınızı ve kemiklerinizi güçlendirir

Goji hGH (insan büyüme hormonu) üretim ve salınımına etki ederek, vücuttaki bir çok önemli fonksiyonun (büyüme, tamir ve gelişme) yerine getirilmesini sağlar. Kasların gelişimi ile diş ve kemiklerde kalsiyum depolanmasını sağlar.

29. Böbrek sağlığını korur

Geleneksel Çin tıbbında en önemli organ olarak böbreğin, beyin ve diğer yaşamsal organları kontrol ettiği düşünülür. Böbrek fonksiyonları gerçekten de yaşamsal öneme sahiptir. Goji böbrek Yin ve Yang üzerinde etki gösteren bir kuvvet ilacı olarak haklı bir üne sahiptir.

30. Hafızanızı güçlendirir

Goji Asya’da bilinen bir beyin güçlendiricidir. İçerdiği betain vücutta kolin maddesine çevrilerek beyindeki hafıza ve hatırlama fonksiyonlarında yer alır.

31. Kronik kuru öksürüğün giderilmesine yardımcıdır

Çin bitki uzmanları tarafından gerek tek başına gerekse diğer bitkilerle birlikte öksürük ve hırıltı tedavisinde önerilmektedir.

32. Anksiyete ve stresi hafifletir

Bir adaptojen olarak Goji bünyenin stres faktörüne uyumuna ve üstesinden gelmesine yardımcı olur. Herhangi bir güçlüğe karşı kullanılabilecek bir enerji deposu oluşturur.

33. Maneviyatınızı aydınlatır

Goji’nin sürekli olarak tüketiminin neşeli ve mutlu bir ruh hali sağlar. Bu nedenle Asya’da “mutluluk meyvesi” olarak da tanınır.

34. Sindirimi kolaylaştırır

Goji uzun süredir mide hücrelerinin aktivite azalmasına bağlı olarak sindirim zorluğu ile öne çıkan atrofik gastrit tedavisinde kullanılmaktadır. Goji’nin kendisi, özellikle meyve suyu şeklinde tüketimi, sindirimi kolay bir yiyecektir

35. Diş sağlığı

Sağlıklı diş eti sağlar.