26 Mayıs 2010 Çarşamba

Bunlara yüz vermeyin!

Atatürk ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor :Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu.
Mustafa Kemal Pasa İzmir de ilk gecesini çalışarak geçirdi. Zengin bir sofra hazırlandığı halde ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı.
Ertesi sabah erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik.Vali, İngiliz konsolosu ile konuşuyordu.
Biz gelince vali ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu.
Pasa valiye sordu:"Konu nedir ?"
Vali anlattı:"Sayın konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Ben kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim".
Mustafa Kemal Pasa konsolosun türkçe bildiğini biliyordu, buna rağmen kendisine valiyi muhatap aldı:"Ee, peki daha ne istiyormuş ?"
Bu soruya konsolos türkçe cevap verdi:"Tebamız için hükümetinizden yazılı teminat istiyorum !"
Pasa:-"Ne yani, Yunanlılar zamanında siz tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz ?"
Konsolos kasılarak: -"Evet" dedi, "Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk."-"Öyleyse buyurun, tebanızla birlikte Yunanistan a gidin, efendim !"
Konsolos sinirlenerek sesini yükseltti: -"Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz ?"
Pasa: -"Siz kiminle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Millet Meclisinin başkanı ve Türk orduları başkomutanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz ?! Hükümetinizadına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüselim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim !.. "
Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son sözleri üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden kapıdan çıktı gitti.
Mustafa Kemal Pasa, adamın arkasından valiye dondu:-"Bunlara yüz vermeyin vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi! Küstahlık derecesine bakın, bana savaş mı açıyorsunuz ? diye soruyor. Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak !.. Savaş halinde değiliz sanki !"

21 Mayıs 2010 Cuma

Bir çocuğun bakış açısından anne-babalardan istekler...

Londra’da bir hastanede çocuk psikiyatrisi servisinde yatmakta olan ”Kevin Hickey” adlı 15 yaşındaki çocuk doktorlara göre anne ve babasının kendisini doğru yetiştirmemeleri sonucu bunalıma düşerek hastaneye yatmıştı.


Yapılan zeka ve kültür testlerinde son derece aklı başında bir çocuk olduğunu ortaya koymuştu. Kevin bi...r gün yatağın...da eline kağıdı kalemi aldı.Ve Anne ve babasını düşünerek bütün anne ve babalara hitaben 13 altın öğüt yazdı.

Şimdi bu altın öğütler, İngiltere ‘de bütün doktorların bir numaralı rehberidir.

1-Beni şımartmayın.Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum .ancak; sizi deniyorum.

2-Bana tatlı sert davranmaktan çekinmeyin. Bunu tercih ederim.Benim daha güvenli hissetmemi sağlar.

3- Benim kötü huylar edinmemi engelleyin. Bunların erkenden ortaya çıkmasında ve önlenmesinde size güveniyorum.

4-Benim yanlışlarımı ,başkalarının önünde söylemeyin.Benimle yalnız konuşursanız söylediklerinizi daha iyi anlarım.

5-Sizden nefret ettiğimi söylediğimde sakın üzülmeyin. Aslında sizden değil beni, engelleme gücünüzden nefret ediyorum.

6-Hatalarımın sonucunu yaşama fırsatını bana verin; her defasında beni siz kurtarmayın. Bazen acı veren yolla öğrenirim.

7-Benim küçük hastalıklarımı büyütmeyin. Bunları yenecek güçteyim.

8-Düşüncesizce yapamayacağınız şeylerin sözünü vermeyin. Bu sözleri yerine getiremediğinizde çok kırıldığımı ve üzüldüğümü bilin.

9-Kendimi ara sıra iyi anlatamadığımı biliyorum. Bunun için zaman tanıyın.

10-Dürüstlüğümü fazla zorlamayın. Kolayca korkup yalan söyleyebilirim.

11-Tutarsız davranmayın, bu size olan güvenimi sarsar.

12- Benden özür dilemeyecek kadar gururlu olmayın. Bazen içten bir özür, beni size yaklaştırabilir.

13- Unutmayın ki; büyümek için sizin anlayışınıza ve sevginize muhtacım. Ama bunu söylemem gerekmez öyle değil mi?..

alıntı

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Olumlu düşünce ve konuşmanın Gücü

Günlük hayatımızı şekillendiren ve iş başarımızı etkileyen temel faktör hayatı algılama biçimimiz, davranış biçimimiz ve bu davranışları ifade etme biçimimizdir.

Hayatı nasıl algılıyorsak davranışlarımızda ona göre şekillenir. Bu aynı zamanda düşünme ve söylemlerimize yansır. Hayatta başarı kazananlar pozitif olarak hayatı algılayan ve iletişimde pozitif bir dili geliştirebilenler olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Gündelik hayatta çoğumuz, başarısızlığa uğradığımız zaman, Yenilgi duygusunu yaşar, bir daha da denemeye cesaret edemeyiz. Pazara gireken pazarın yetersiz veya doymuşluğu gözümüzü korkutur. Yükselmek için çok uzun zaman beklemek gerektiğini düşünürüz. Yada ürettiğimiz bir malın talebini olamayacağını düşünürüz. Kimi zamanlarda genç olalım, orta yaşlı olalım veya yaşlı olalım hep kendi konumumuzla ilgili bir olumsuz düşünce kafamızda belirir.

Tabi ki bu tür duyguları içselleştiren bir kişi, Boşa uğraşıyoruz, biz başaramayız, benden geçti veya çok gencim, Rakiplerle baş edemeyiz, pazar sıkıntısı var, ekonomik kriz geliyor türünde ifadeler kullanırız genellikle. Yada çalışanlar yapamazsın, beceriksiz, sizden adam olmaz, ben bu kadroyla ne yapabilirim ki gibi olumsuz terimler gündelik hayatımızın parçası olur. Bu durum ise bizi veya işletmemizi bitirir.
Hayata olumlu bakan ve algılayan kişiler ise;

İlk yenilgide pes etmek yerine, ondan dersler çıkarmaya bakar, hataları ayıklar ve yeniden girişimde bulunur. Kendinde yapacak cesareti bulur ve de yapar. Pazar koşullarını araştırı ve kendine pazar yaratmanın koşullarını araştırır. Yükselmek için korkuları yoktur, işini en iyi şekilde yaparak zaten doğal bir şekilde yükselir. Yaşım geldi geçti gibi hezeyanları yoktur. Sağlık sorunları işine engel değildir.

Bu duyguları içselleştiren bir kişi ise, Biz yaparız, başarırız, ekibini sürekli takdir eden ifadeler kullanır. Krizlerden karlı çıkmanın yollarını düşünür ve söyler. Çalışanları için, teşekkür ederim, başarınızdan ötürü kutluyorum sizi, Sizlerle birlikte başardığımız için teşekkürler. Gibi ifadelerle çalışanlarına hitap eder.

Kıssadan hisse, meşhur hikayedir, İngiliz ayakkabı firması bir pazarlamacıyı, bir Afrika ülkesine gönderir. Pazarlamacı ülkeye ulaştığında kimsenin ayakkabı giymediğini görür. Şirkete telefon ederek, burada kimse ayakkabı giymediği için burada boşa zaman harcıyoruz der. Şirket elemanını geri çağırır. Bunun üzerine şirket ikinci bir elemanı görevlendirir. Ülkeye gelen eleman şirkete telefon açar, derki; Burada kimsenin ayakkabısı yok binlerce çift ayakkabı satacağız. iki farklı bakış açısı ve ikincisi kazanan bakış açısı yani başarıyı getiren bakış.
Olumlu ve olumsuz ifade ile aynı şeyi anlattığınızda olumlu olan daha çabuk kabul görmektedir.

Kısacası sözlerimiz ve düşüncelerimiz şelaleden dökülen sular gibidir, olumlu ise hayat verir, olumsuz ise altımızı oyar.