30 Mart 2012 Cuma

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde, 

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, 

Dağlara dönmeli yüzünü insan. 

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde, 

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, 

Dağlara dönmeli yüzünü insan. 

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; 

Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni kesifler yapacak…

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, 

Gerçekleştirmeyi denemeli! 

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını zamanın bir nehir, 

Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. 

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, 

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, 

Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; 

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip 

Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; 

Gördüğünü hissedebilmeli! 

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, 

Değerli olabilmeli hayat! 

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! 

Başkasının yerine koyabilmeli kendini; 

Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli! 

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! 

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; 

Sevgisiz, soysuz kalarak! 

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, 

Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; 

Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın! 

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; 

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! 

Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu 

Olmayı beklememeli! 

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; 

Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! 

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç 

Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, 

Neşesizdir kahkahaların; 

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! 

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, 

Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! 

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! 

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! 

Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! 

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; 

Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin; 

Zaman bulabilsin; 

Bir teşekkür, bir elveda için…

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; 

Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; 

Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! 

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!

______ALINTI______

15 Mart 2012 Perşembe

Kral ve Dilenci

Bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlamış.

“Dile benden ne dilersen?” demiş dilenciye.

Dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz…” der.

Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii, her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne... istiyorsun?” Dilenci: “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım!” der.
Dilenci sıradan bir dilenci değildir.

Kral ısrar eder: “Ne istersen iste, sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz!” der.

Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve “bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar.
Kral, bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı; ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır.

Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın! Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle!” der. “Çok basit!” diye cevaplar dilenci: “İnsanın arzu ve isteklerinden yapılmıştır… Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir.
İstek dediğin nedir ki?
İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin, bir iş istersin… Bir binek… Ev… Bir başka şey.. Tek tek her birini elde ettiğinde, çoğu şey anlamını yitirir. Neden?

Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek oluşturmak zorunda kalırsın.

İstek, doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini üretirsin. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın, demektir.

Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin…” der.

Gelelim hikâyenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir. Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur…

_______ALINTI______

8 Mart 2012 Perşembe

MUTLU YAŞAMANIN 10 ANAHTARI!!!...


1. Kendini tanı. (Sokrat) 
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan 
geçiyor. 

2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. (Mevlâna)
Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.

3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul)
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.

4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein)
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden” diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın” diye soruyorum

5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West)
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde “Haydi bastır, göster kendini” temposu vardır. Kibir değil, çoşku!

6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu)
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.

7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldıa Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.

8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de St.Exupery)
Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge… O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.

9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola)
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.

10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak… Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein)

ŞÜKRETMEYİ unutmamak gerek!...

_____ALINTI_____