29 Aralık 2011 Perşembe

İnsan olmak başka bir şeydir…


Her şeyin olabilir..
Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…

Ve sen !..
Her şey olabilirsin…

Güzel ya da çirkin..
Uzun ya da kısa olabilirsin..
Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul yada zayıf….
Genç ya da yaşlı…

Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…

Huzurlu ve huzursuz…
Güleryüzlü ya da somurtuk..
Sakin ya da hareketli…
Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.

Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.

Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…
Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.

Bir meslek sahibi olabilirsin.
Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat...
Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…
Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…

Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …

Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.

Ama asıl mesele insan olmaktır…
İnsan olmak başka bir şeydir…

Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…

Eğer;

İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…


Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.

Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.

Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.

Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın...

~Alıntı~

12 Aralık 2011 Pazartesi

Adım Adım Doğru Düşünme Haritası..

Doğru bakış açısı geliştirmek için oluşturulması gerekli yol haritasını aşağıdaki adımlarla kullanmak gerekir:

İlk adımda,
1. Güzel bakmalı,
2. Güzel görmeli,
3. Güzel düşünmeli,
4. Güzel yaşamalı,
5. Güzel tepkiler geliştirmeli,
6. Güzel sonuçlar çıkarmalı,
7. Güzellikleri en güzel haliyle korumalıdır.

İkinci adımda,
1. Öfkelenmemeli,
2. Kontrolü elden bırakmamalı,
3. Fevri kararlardan uzak durmalı,
4. İstişare etmeli-bir bilene sormalı,
5. Sonradan pişman olabileceği davranışları içinde bulunduğu anda görmeli,
6. İleri görüşlü olmalı,
7. Yargılayıcılıktan uzak durmalıdır.

Üçüncü adımda,
1. İçinde bulunduğu durumu için çözüm yolları aramalı,
2. İçinde bulunduğu durumu içinden çıkılmaz hale getirmekten kaçmalı,
3. Etraflıca ve çok yönlü bakış açısı geliştirmeli,
4. Suçlayıcılıktan uzak durmalı,
5. Kuşatıcı olmalı,
6. Eğiticilik özelliğini yaşatmalı,
7. Fikir ve proje geliştiren bir kimlik kazanmalıdır.

Dördüncü adımda,
1. Sonuçları kabullenmeli,
2. Sonuçlara katlanmalı,
3. Sonuçları çözümleyici yöntemler geliştirmeli,
4. Sonuçların ‘son olduğu’ saplantısına düşmemeli,
5. Yapılabilecek yeni bir şeylerin daha olduğunu bilmeli,
6. Ufkun daraltılmaması gerektiğini görmeli,
7. Farklı plan-proje oluşturma merakına sahip olmalıdır.

Beşinci adımda,
1. Her şeyin şimdi daha güzel olduğunu,
2. Her yeni gelen zamanın daha farklı bir güzellikle sunulduğunu,
3. Her yeni olayın daha farklı ve daha güzel bir bakış açısı kazandıracağını,
4. Hayatın ve olayların her yaşanan tecrübeyle daha çok anlam kazandığını,
5. Hayata anlam katan gerçek değerlerin görülme ve gözlemlenme imkanı sağladığını,
6. Değişikliklerin farklılık ve zenginlik kattığını,
7. Kainatın merkezinde insanın kendisinin olduğunu en derin duygularla yaşamalıdır.

Altıncı adımda,
1. Kayıplarla kaybolmamak,
2. Kazançlarla şımarmamak,
3. Elde edilenlerle avunmamak,
4. İçinde bulunulan duruma aldanmamak,
5. At gözlüğüyle bakmamak,
6. Kalp gözüne sahip olmak,
7. Derin iç görüyü elde etmekle ‘hakiki yol haritaları’ çizilebilir ancak!

Yedinci adımda,
1. Hikmetin yitik miras olduğunu anlamak,
2. Her şeyi iyi tarafından da görebilmek,
3. Doğruları olduğu gibi benimsemek,
4. Gerçeklere katlanmak zor olsa da kabullenmek,
5. İç derinliklere uzanacak zaman dilimlerine sahip olmak,
6. Hayata, olaylara, insana ve özelde insanın kendisine ‘saygı duyma’ düşüncesini ve inanışını yaşatmak,
7. İncelikleri derin bir şekilde görerek sevgiyle dokumak gerekecektir.

1 Kasım 2011 Salı

Yaşa

Her zaman bir kitabın sonuna yaklaşır gibi yaşa.
Lunaparkta kaybolmuş gibi ya...şa.
Oyuncak dükkanında kaybolmuş çocuğun iştahıyla yaşa.
Kaybolmuşluğu unut, etrafına bak!
Yüzmek gibi yaşa, boğulmak gibi değil.
Uçmak gibi yaşa, düşmek gibi değil.
Kuş sesleriyle bir ağacın gölgesinde uzanır gibi yaşa.
Kaşık kaşık çikolata yiyip, ellerini beyaz tişörtüne silen çocuk gibi yaşa.
Saatlere bakmadan yaşa.
Beklemeden yaşa.
Yorulmadan yaşa.
Bir tırtılın kelebek olma hayali vardır,
Senin de bir hayalin olsun.
Öyle yaşa işte!
Boynu bükük soru işaretlerini boşver.
Dik ünlemlerin var.
Noktaları at çöpe, kucak dolusu virgül getirdim sana.
Allah'ın sana uzattığı beyaz kağıdı geri çevirme.
Yani diyorum ki;
Yaşa da,
Nasıl yaşarsan yaşa!

Mornie Menel

30 Haziran 2011 Perşembe

Yengeç burcunda güneş tutulması...

1 Temmuz 2011 Cuma günü, sabah 11:39 civarında Yengeç burcunda Güneş tutulması gerçekleşiyor. Haziran başından beri üst üste deneyimleyeceğimiz üçüncü tutulma olacak bu ve oldukça gerilimli etkiler altındayız.

Önemli değişimler ve bazı şeyleri kırabilmemiz için bazen gerilimli enerjilere de ihtiyacımız var…

Yengeç burcu 21 Haziran gündönümü ile başlar. En uzun gün ile ışığın gücünü yansıtır bize. İnsanlığa açılan kapıyı temsil eder! Mısır’da Siriüs ve İsis ile ilişkilendirilmiştir. Birçok kutsal metinde ve Kuran'da sözü edilen Sirius, yeryuzundeki bircok uygarlık icin de en kutsal yildiz olmustur. İsis ise sevgisi tüm insanlığı kapsayan Yüce Anne Tanrıça’dır. Görünmeyen, derinde olan, Ay’ın gizeminde saklı olan dişi güçtür İsis… ve bu tutulmada İsis enerjisini hissetmeye başladık hepimiz.

“Yeni enerjilerin, yeni kavramların, güç kavramının eski bilgisinin yeniden doğumu“ içindeyiz. İsis’in gücünün yeniden doğumu içindeyiz ve Yengeç tutulması ile bu olguyu çok daha güçlü bir şekilde hissedeceğiz.

Güç kavramının eski bilgisi nedir? Enerjilerin dişi enerji tarafından yönetilmesidir aslında. Dişi tarafımız zihinden bağımsız olarak Tanrısallığımızla bağlantılı olan yönümüzdür... Enerjilerin zihnin ve dış dünyanın yönlendirilmelerinden bağımsız olarak yönetilmesi, güç kavramının eski bilgisinin geri gelişidir bir anlamda. Kadın veya erkek olmakla ilgisi yok bunun elbette, dişi ve eril enerjilerimizle bağlantısı var.

Enerjilerin yönetilmesi nedir? Doğuştan gelen en büyük hakkımız olan, yaşamımızı yaratabilme mucizemizdir!

İçine doğduğumuz sistem bize yaşamımızı yeniden ve yeniden yaratabileceğimizi öğretmediği gibi, bizi bu en doğal mirasımızdan da uzaklaştırdı. Dış dünyaya bağımlı hale geldik. Toplumun onayladıklarını yapmak zorunda hissettik. Kendimizden uzaklaştık. Uykudayken yürüme bandında yürüyen kişiler haline geldik.

Ve gün geldi uyanmaya başladık. Gökyüzü enerjilerinin seslenişlerini duymaya başladık. Olumsuz kehanetlerin gerçekleşmeyebileceğini görmeye başladık. Yaşamda pek çok ama pek çok seçeneğimiz olduğunu ve bu seçeneklerle yolumuzu her an yeniden ve yeniden yarattığımızı fark etmeye başladık. Bize uygun olmayan ortamlardan ayrılmaya başladık. Bizi tüketen ilişkileri sonlandırmaya cesaret ettik. Bize ölüm kalım savaşı gibi gelen deneyimlerin içine girdik ve yine de hayatta kaldık…Bizi artık geliştirmeyen işimizi, tüm korku fısıltılarına, ‘başka iş bulamazsın’lara rağmen bıraktık ve ayakta kaldık!

Sevginin esas kendimizi sevmekten geçtiğini, ancak bu şekilde Tanrı’yı ve O’nun suretinde tüm canlıları sevebileceğimizi anlamaya “başladık”. Sevgiyi anlama yolculuğundayız, henüz bu konuda mezun olmadık.

Kendimizi fark etmeye, gerçekte ne istediğimizi kendimize sorma cesaretini bulmaya başladık. Bu yolculuğun “kendi” yolculuğumuz olduğunu, aslında baştan beri her şeyi yaratmış olduğumuzu, sorumluluğun hep bizde olduğunu anlamaya başladık.

Ama yarattıklarımızdan hoşnut değildik çoğunlukla…Bir gün baktık ki, kendimizi sahiplenmeden ilerlemişiz kişisel evrenimizde, kişisel yolculuğumuzda. Kendimizi sahiplenmenin ne demek olduğunu hiç bilmemişiz! Ve öyle yaratmışız kişisel yolculuğumuzdaki tüm araçları.

“O zaman evrensel sistem dahilinde, enerjileri bilinçli olarak yönetebiliriz” dedik…

Ve şimdi Yengeç burcundaki bu çok güçlü tutulmanın arifesinde, enerjileri bilinçli bir şekilde yöneterek, kendimizi bir anlamda yeniden yaratmanın eşiğindeyiz. Yengeç’in konuları olan sevgi ve şevkat ile…

Ama önce kendimize sevgi ve şevkat ile. Çünkü biz kendimize sevgi ve şevkat duymuyorsak eğer, başkalarına duyduğumuz sevgi ve şevkat yerine tam olarak ulaşmıyor! Ebeveynlerimizden biliriz bunu çoğumuz! Neden olduğunu anlamadan içimizi acıtmıştır bazen bize yansıyan sevgileri…

Sevgi ve şevkat enerjisiyle ilgili çok önemli! olan bir diğer açılım ise içimizdeki dişinin, içimizdeki erile duyduğu şevkattir arkadaşlar. Bunu bir önceki tutulma yazısında da paylaşmıştım. Gittiğimiz dönemin en önemli gerçeklerinden biri, İsis yarasının şifalanma sürecinin içinde oluşumuzdur. Bu şifalanma, dişinin erile olan sevgi, kabul ve şavkatinden geçiyor…Bu olgu, doğal olarak dünyasal ilişkilerimize de yansıyor. Pek çoğumuz hayatımızdaki bazı erkeklere şevkat duymaktayız son dönemde.

Şifalanan dişi enerjimiz eril enerjiden yardım ve destek almaya da açacaktır kendini. Erille savaşmayı bırakacaktır. Dişi enerjimizin en büyük ihtiyacıdır bu…

Bir önceki tutulma ile geçmiş enerjiler tetiklenmişti, hepsi üstümüze gelmeye başladılar sanki…Pişmanlıklar, suçluluk duyguları, parayla ilgili konular, alınan kararları sorgulama gibi…

4 taraftan çekildiğimizi hissediyoruz. Bloke olmuş gibiyiz. Duygusalız. Gözümüz sürekli yaşlı. Bazılarımız zor deneyimlerden geçiyoruz, bazılarımız yakınlarımızın zor deneyimlerine şahit oluyoruz ve hassasız, bazılarımız ise içsel olarak zorlanıyoruz…

Sanki bir sınavdayız arkadaşlar Yengeç tutulması öncesinde…Gençlerimizin tuvalete bile gidemeden girdikleri sınavlar gibi bir sınav bu …Kısıtlanmış hissediyoruz.

Ay’ın küçülme evresindeyiz. bu günlerde 1 Temmuz tutulmasına kadar. Bu dönem parçalanma, tekrar yapılanma ve yansıma zamanıdır. Duygularımızın içine düşmeyelim, “semanın aklını” kaybetmeyelim!:J
İki ayrı evren var sanki içimizde iç içe geçmekte olan…Biri çok dünyasal, diğeri yuvanın sevgisinde…İkisi arasında sıkışmış gibiyiz…Bir taraftan dünyasallığımız depreşti, diğer taraftan Öz’ümüzün sevgisine olan özlemimiz. Sabredelim…dengeleyeceğiz:J
Karışık duygular içindeyiz ama ortak bilincimizdeki uyanışımız çok önemli….Merkezimizde kalabilmeliyiz. Bunun için Boğadaki Jupiter’den ve Balık’taki Neptün’den ve Şiron’dan yardım ve şifa alıyoruız.

Tutulma enerjisi oldukça gerilimli olsa da, enerjilerin yazı ve turaları var. Hangi tarafını seçeceğimiz ortak bilincimizde saklı…

Geçtiğimiz tutulmada Güney Ay Düğümü ile Güneş kavuşumdaydı, bu tutulmada ise Güney Ay Düğümü ve Venüs kavuşumdalar…Yani, geçmiş ve ortak bilinçaltımızda kayıtlı olan enerjiler Venüs gezegeni ile birleşiyor. Genel olarak ilişkilerimizle, dişi enerjimizle, sevgi-aşk-finans konularıyla ilgili eski ve kayıtlı olan deneyimler tetiklenmiş olabilir, bunlara çekilmeyelim…Örneğin sevilmediğimizi düşünmek, kıskançlıklar ve güvensizlikler, kaybetme korkularının içine girmek, değersiz hissetmek, sevgiye ve mutlu bir ilişkiye kendimizi layık görmemek, maddi sıkıntılar içine yeniden girme tehlikesi, işle ilgili problemler vs..Ve en önemlisi İsis’in yarasını hissetmemiz… Çok yol aldık! Regresyona çekiliyormuşuz gibi hissedebiliriz, dikkat edelim:J Böyle hissettiğimiz taktirde bilelim ki, evren bu eski kayıtları dönüştürerek geleceğe taşımamızı hatırlatıyor bize…Geçmişin bilgilerini ve geçmişin zorlayıcı kayıtlarını dönüştürerek geleceğe taşımak üzere yardım alıyoruz. Lütfen değerlendirelim.

Güney Ay Düğümü ile birleşen Venüs, Ceres ile açı yapıyor. Çocuklarımıza olan bağımlı sevgiyi, dişi enerjimizi en çok annelikle yaşama ihtiyacımızı, çocuklarımıza ve eşimize olan anneliğimizi hatırlatıyor bize gökyüzü enerjileri. Dişi enerji bir zamanlar kaybettiği dişi gücünü sadece annelikle geri almaya çalışmaktan , annelik haricinde yaşadığı kadınlıktan duyduğu suçluluktan özgürleşmeli!…Eril enerji ve içine doğduğumuz sistem de, dişi enerjiyi “sadece annelikle onurlandırmaktan” özgürleşmeli!.....Evet her kadının içinde bir anne var, ancak her kadının içinde aynı zamanda çok güçlü bir dişi olan Venüs var…Bunların toplamı olan İSİS var…

Dişi ve eril enerjimizi, yani kendimizi, sevgiyle ve şevkatle sahiplenerek adım atalım Yengeç tutulmasına.

Çünkü bu tutulma yeni bir kaba geçmemiz için destek veriyor bize. Kutsal kasemizi yeniden dolduruyoruz. 2019 yılıana kadar Yengeç burcunda yeni bir tutulma olmayacak, bunu değerlendirelim:J)

Venüs ile açı yapan Ceres bize aynı zamanda toprak ananın ve döngülerinin gücünü hatırlatıyor. Tüm şifanın doğadan ve içimizdeki iyileştirme gücünden kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu anlamdaki eski bilgileri yeniden ve güçlü bir şekilde gündeme getiriyor. Ayrıca soruyor bize: Duygusal ve fiziksel olarak nasıl besleniyoruz ya da beslenemiyoruz?

Tüm bu bilgiler sorgulama tarzında yükseliyor içimizden. O yüzden de hassasiyet ve suçluluk duyguları içinde olabiliriz, bunu abartmayalım.

Ayrıca, dünya anaya destek vermemizi işaret ediyor bize enerjiler. Çok yüksek ve gerilimli aynı zamanda çok değiştirici bir tutulmaya gidiyoruz,. Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması gibi, bizler de gelen çok güçlü enerjileri alalım ve birlikte yol aldığımız dünya anaya desteğimizi aktaralım arkadaşlar.

Tanrıca İsis, pek çok yerde Ay’ın evrelerini işaret eder şekilde resmedilir. Bu ay özellikle bu evreleri değerlendirelim.. Zaten farkında olmasak da etkisi altındayız.

Birinci çeyrek Yeniay ile başlar, Yeniay Güneş tutulmasıyla birleşiyor 1 Temmuz’da. Güneş ve Ay Yengeç burcunda aynı derecede birleşiyorlar. Dişi ve eril enerji birleşiyorlar. Yeniay süreci; gelişimleri destekleyen, yeni enerjilerin ve fikirlerin üretildiği yeni başlangıçlar zamanıdır. Işığın tekrar doğuşunu temsil eder, özellikle bir tutulma ile birleşirse, 1 Temmuz’da olduğu gibi. Yeni bir ışığın doğumuna gidiyoruz…

Ay buyudukce basladigimiz isimizi, projemizi daha da hareketlendirebiliriz. 8 Temmuz’da sabah 09:31 gibi Terazi burcunda büyüyen Ay gerçekleşiyor, bu anlamda değerlendirebiliriz.

Ay’ın dolunay evresi ise tamamlanma, gozden gecirme, gerekli elemeleri yapma, bizi engelleyen hususlari fark etme donemidir. .Dolunay 15 Temmuz’da sabah 09:41 gibi Yengeç burcunun karşı burcu ve partneri olan Oğlak’ta gerçekleşiyor. Bu ayki dolunay da oldukça önemli bu yüksek tutulma enerjilerinin altında. Tutulma ile yeni bir ışığın doğumu tetikleniyordu. Bizi geri çeken hususlar varsa eğer, ipleri çok uzamış şekilde sarkıyor olacaklar. Partnerlik konuları da aydınlanıyor aydınlatıyor bu şekilde. Çocukluk kayıtları da aydınlanıyor ışıl ışıl! Ben kendi biricikliğimi ne zaman kapattım, ben kendi ışığımı ne zaman kıstım? …Nasıl bir kozmik tohum olduğumu ne zaman unuttum? İçine doğduğum sistemin bilgisayar programı hangi yaşımda yüklendi bana? Bizi geriye çeken ipleri keselim gitsin bu dolunayda fark ettiklerimizle:J Ve yine eril tarafımıza sevgi, şevkat göstermenin tam sırasıdır. Tüm bu geri çekişler ve sistemin fısıltıları eril enerjimiz kanalıyla ulaşıyor bize. Oysa artık dişi enerjimiz ve sezgilerimiz çok daha güçlenecek gittiğimiz dönemde.

Dolunayin ardindan Ay kuculmeye baslar ve isigini azalttikca, bizler de dolunayda fark ettiklerimizi kucultme, azaltma, sonlandirma yapabiliriz, tikaniklarimizi acabiliriz. 23 Temmuz’da sabah 08:00 civarında Boğa burcundaki küçülen Ay’ıdeğerlendirebiliriz.

Bu ay bir ikinci Yeniay da 30 Temmuz’da 21:41 civarında Aslan burcunda gerçekleşiyor. Aslan alanımızda yeni bir tetiklenmeye işaret ediyor.

Tutulma enerjisine gerilimli diyoruz…Öncü burçlar olan Koç, Terazi, Oğlak ve tabii ki Yengeç burçlarını güçlü olarak etkiliyor tutulma. Ancak bu gerilim ve dört bir taraftan çekilme öncü burçlarda olduğu için daha şanslıyız. Yeni başlangıçlara çekiliyoruz çünkü! Zor deneyimlerle olması gerekmiyor bu yeni başlangıçların…İçimizde dört mevsim de aynı anda ve iç içe gerçekleşiyor sanki şu anda, bunun gerilimini yaşıyoruz ve 16 Temmuz’a kadar bu gerilimli enerji devam ediyor. Titreşimimizi yükseltecek ve bize iyi gelen aktiviteler içinde olalım.

Yengeç kabuk değiştirmekten ve değişimden hoşlanmaz. Çok incinebilir olur, yara alabilir bu dönemde…Bizler de öyleyiz şu anda. Tutulmayla birlikte yeni kabuklarımıza, yeni kabımıza, yeni beden titreşimlerine! adım atıyoruz…Bu anlamda da oldukça önemli bir tutulma enerjisi altındayız. Farkında olalım, merkezimizde kalalım, en yüksek ruhsal ve bedensel şifamıza niyet edelim. Güçlü ve olumlu değişimler deneyimleyebiliriz.

Fiziksel ve duygusal olarak nasıl beslendiğimizi ya da beslenemediğimizi fark ediyoruz bu günlerde. Neleri revize etme ihtiyacındayız bu anlamda?

İlk ilişkimiz Ay enerjimizle, annemizle…bu ilişkiyi ve anne rahmi kayıtlarını yuvasını her yere taşıyan yengeç gibi taşıdık…Eski enerjiyi dönüştürerek geleceğe aktarma zamanı artık.

Bu güne kadar gerek soy enerjimizle, gerek çocukluk kayıtlarımızla ilgili hep olumsuzluklara odaklandık ve onları temizlemeye niyet ettik. Tutulmadan önceki bu son gece (30 Haziran Perşembe) karanlıklarımızı “noktalamak” için fırsat var evrenden.

1 Temmuz’da ise, artık dünyasal ve evrensel soyumuzdan gelen olumlu etkilere çevirelim odağımızı. Kapanmış olan çocukluk ışığımızı yeniden açmaya niyet edelim!. Evren bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. İsis bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. Eski sistemin rahminden çıkarak, yeni kabuğumuza, kabımıza, yeni beden titreşimlerine, nasıl bir kozmik tohumsak öyle doğmaya niyet edelim. Fark edelim ya da etmeyelim, bunun etkisini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Anlamaya ve zihnimizle tanımlamaya odaklanmayalım yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı artık…Bundan sonraki dönemde deneyimlerimizi tanımlayabilmek gittikçe zorlaşabilir:J
Sadece izin verelim oluşa ve hep birlikte doğacağımız yeni bir insanlık bilincine doğru yol almaya…

Sevgi ve ışıkla,

Serpil Doğançay

27 Mayıs 2011 Cuma

Kendiniz için yapın!

Hayatınızın bir amacı olsun.
Mantıklı bir strateji geliştirin.
Akıllı kıyaslamalarda bulunun.
Televizyonu kapatın.
Kendinizi olduğu gibi kabul edin.
Mantıklı hedefler belirleyin.
Tereddütteyseniz olumlu düşünmeye çalışın.
Kendinize inanın.
Sorumluklarınızla tek başınıza mücadele etmeyin.
Başarılarınızı es geçmeyin.
Keşkelerle zaman kaybetmeyin.
Gülümseyin.
Hayatınızı tek bir amaca yada kişiye endekslemeyin.
Hayallerinizi paylaşın.
Meşgul olmak sıkılmaktan çok daha iyidir.
Mutluluk görecelidir.
Sizi mutsuz eden olayları ve insanları düşünmekten vazgeçin.
Sahip olduklarınızın keyfini çıkarın.
Kendinizi suçlamayın.
Değerlerinizden ödün vermeyin.
Başınıza gelen her kötü olay geçicidir.
Kendinizi sevin.
Pozitif düşünün.
Eğlenmeyi unutmayın.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

ATATÜRK hakkında ilginç Bilgiler


* Hiç yurtdısına cıkmadığını, butun liderlerin onu Turkiye de ziyarete geldiklerini,

* Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu,

* Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasını bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu,

* Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye sorulur,
Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz". BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz dediğini,

* Yıl 1938, General McArthur´un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
"Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal´i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı :
"Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk´ tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" dediğini,

* Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı :
"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir"

* Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu,

* Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var.
Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üsteğmen Kara Fatma olduğunu,

* `Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landin`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,

* Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina´daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

* "Minber" adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini

* Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği metni bırakmıştır. Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye´nin lideri Mustafa Kemal Atatürk´ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm" ,

* Yıl 2005, Amerika´nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisi "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk´ ü örnek alsın yeter" dediğini,

VE ATATÜRK :

"Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gurur duyuyorum."
M. Kemal ATATÜRK

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Beyni Genç Tutmak için


İngiliz The Times gazetesi, Oxford ve Harvard üniversitesi bilimadamları nın
“beyni genç tutmak” üzerine yaptığı araştırmaları yayınladı. Zinde bir beyin için:
Terleyin: Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin
hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.
Balık yiyin: Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek
zekayı attırır. Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein
açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.
Lavanta koklayın: Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında,
çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.
Mola verin: Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür.
Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki
40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.
İyi bir uyku çekin: Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır.
Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.
Sakız çiğneyin: Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece
hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.
Su için: Yüzde 80’i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten
her gün 1.5- 2 litre arasında su içmek gerekiyor.
Kırmızıya bakmayın: Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve
öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.
Sıcak çikolata için: Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı
arırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.
Rock dinleyin: Araştırmalar rock müziğin de, klasik müzik kadar öğrenmeyi ve
konsantrasyonu artırdığını gösterdi.
Rahatlayın: Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza
kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı
yükseltecektir.
Yetenek geliştirin: 6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve
resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ’ları daha yüksek oluyor.
Sınırlı teknoloji: SMS ve e-mail’i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek
zeka seviyesini düşürüyor.
Beyin jimnastiği yapın: Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek
beyninizi zinde tutabilirsiniz.

27 Şubat 2011 Pazar

Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...

Zümrüd-ü Anka Efsanesi: 
Efsaneye göre , kuşların hükümdarı olan Simurg (zümrüd-ü anka kuşu)

Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması

ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.

Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.

Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.

Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte

Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.

Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi...

İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.

İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.

Yorulanlar ve düşenler olmuş...

"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar...".

"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...

Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden...

Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)

Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...

Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.

30 kuş anlamış ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine yapılan yolculuktur.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...

11 Şubat 2011 Cuma

yaşamsal sırlar

1- Aklını kullan. 
2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun. 
4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün. 
5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma. 
6- Güvenmediğin biriyle asla çıkma.
7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
9- Kimseye yalvarma.
10- Asla dönüp de arkana bakma.
11- Sır tutmasını bil.
12- Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla sevgilin için satma.
13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin.
14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama.
16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma.
18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme.
20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
21- Kendini öven insanlardan kaç.
22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
27- Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
31- Kendini sev.
32- Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
36- Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil.
37- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
38- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.

10 Şubat 2011 Perşembe

*** SU TERAPiSi*** ..Waterfalls

Suyun hafızası var..

‘Benim endişelerimi temizlesin’ düşüncesiyle içilen su, bedende bu komutu yerine... getirir.

Suyun hafızası var. Su bütün evrenin ve kainatın başlangıç noktasını oluşturuyor. Ve insanı bedenlenmesinde etmen olan en önemli madde. Su olmadan ne yeryüzü, ne gökyüzü, hiç bir canlı olamazdı. Bedenin yüzde 70'i su ama beyinle birleştiğinde bu su anlam kazanıyor. O zaman H 2 0’dan çıkıyor. Ve ona hangi dalga boyunu yüklersen o frekansa bürünüyor. Moleküler yapısı dönüşüyor, bedene şifa katıyor.



Örneğin zihninizden “Bütün kuşkularım, korkularım arınsın, bedenim bunlardan temizlensin” diye geçirip, suyu içtiğinizde, o kesin şifadır. Çünkü, sözlerle suya frekans yüklemiş oluyorsunuz. Düşündüğün anda beyin onu tanımlayarak bir dalga boyu yayıyor. Ve sen suya doğru bakarak bunları söylediğinde kayda alıyor. Bütün bunlar düşünülerek içildiğinde, bedenin ihtiyacı olan bir işleve bürünüyor. "Beni üzüntülerimden temizlesin" diye içildiğinde bedene o şekilde aktarılıyor ve komutu yerine getiriyor.



Huzur kavuşmak, dertlerden kurtulmak için önce derin bir nefes almak, yaşam enerjisini bedene aktarmak sonra da bu düşüncelerle suyu içerek şifa bulmak mümkündür. Ben uzun yıllardır, bu uygulamayı hayata geçiriyorum. Hem sağlıkta hem estetikte hem de şifada. İnsanların huzura kavuşması için bedeni arındırmak çok önemli. Bir insana şifa olsun diye frekans yükleyerek verdiğimiz su, o kişinin bedenini temizler. Suyla ilgili uygulamalar onlarca. Örneğin büyüyü çözer, akıp gitmesini sağlar. Eve konulan bir kase su, bütün odalardaki negatif enerjileri yok eder.. Bedene doğru bir şekilde yüklendiğinde şifa aracıdır. Nasıl ilaçlar şifa katıyorsa su, bunlar arasında en önemli maddedir. “ "Yarın için düşüncelerinizi, niyetlerinizi ve dileklerinizi bir kağıt bardağın üzerine yazın, suyun bunların tezahürüne yardım etmesi için. Bazen bu, “yarın şaşırtıcı şekilde yaratıcı olacağım ve sevgiyle parıldayacağım” gibi genel iyi bir prensip olabilir veya “yarın bu durum ile zorluğumu çözmeyi diliyorum” gibi spesifik olabilir.”



Bunu tam bir zihinsel berraklık ve şükran ile yaptıktan sonra, suyun yarısını için ve suyun büyük yoğunluk ile yansıttığını ve evrene büyütücü bir anten olarak davrandığını bilerek uykuya dalın. Bedeninizdeki içtiğiniz su sizin niyetinizi taşıyor ve hala HERŞEYE bağlı olan bardakta kalan su ile bağlantılı ve mesajınızı evrene göndermenize yardım ediyor. Onun yapısı düşüncenizi gerçekten değiştiriyor ve bu bilim tarafından kanıtlanabilirdir. Siz uyurken, bilinçaltı zihniniz hem bedeninizdeki suyla hem de bardaktaki suyla iletişim kurmaya devam eder ve sizin konsantre olduğunu şeye yapısını değiştirir, sabahleyin uyandığınızda ve bardakta kalan suyu içtiğinizde, tam tamına hayallerinizi içiyor olursunuz !

Bu, onları tüm varlığınızda daha da güçlü yansıtır. Bunu her gece yapın ve nelerin olduğunu görün, mucizeler katlanır ve sağlık daha hızlı şekilde güçlenir. Su, insanların sahip olduğu en güzel, değişken ve düşünceden etkilenen fiziksel maddedir. Su varlığımızın hologramında nıhai fiziksel tezahürdür ve eğer suyunuzu severseniz, o da sizi sever ve yolunuzda size yardım eder. Su canlı ve farkındadır.



NİYET ÖRNEKLERİ:



**suyun yüksek benliği ile bağlantı kuruyorum ( bunu reiki bilenler sembollerle yapıyorlar) bu suyun kendi ph değerini 7,5 e yükseltmesini ve ben bu suyu içtikçe... suyun bedenimdeki tüm dna dizilişlerini orjinal haline getirmesini, dokuları onarmasını istiyorum... şifa olsun, şifa olsun, şifa olsun, oldu bile çok şükür.. teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim..



**yarın ........ duruma çözüm üretmeyi ve yaratıcı eylemlerle bu sorunu halletmeyi seçiyorum.



***Bütün kuşkularım, korkularım arınsın, bedenim bunlardan temizlensin”



***suyun ruhu,zihni ve bedeni seni çok seviyorum... bedenimi dna sarmallarımdan başlayarak, tüm hücrelerimi ve dokularımı, yenilemeni, bedenimin bütün fonsiyonlarını dengelemeni istiyorum..

şifa olsun,şifa olsun,şifa olsun, Oldu bile çok şükür. teşekkür ederim,

teşekkür ederim, teşekkür ederim.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.

“Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz. “ Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımız...ı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor. Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor.

Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?
Kim olmayı istiyorsun?
İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?
ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?
Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?
Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız. Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz.

İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir.
Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir. Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir. Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok. Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir.
Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?
En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor. Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor. Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor.
Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz.
Rezonans Nedir?
Resonantia = Akis
Rezonans = Eko, yankı, titreşim
Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.
Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.
Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.
Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.


Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.
İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir.
İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?

“Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein
Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi. Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı. Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik. 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış. Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı. Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu. Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir.

Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor. Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu. Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji. Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi. Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de.
Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir. Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor.

Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular. Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır. Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür.

Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder. Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir. Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir.
İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur. Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:

Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir.
Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir.
Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz. Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz.
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.

İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır. Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler.

Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz.

Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir.

Benzerler birbirini çeker. Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir. Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir.

Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:

Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız.
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız.
Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim. Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir. Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir. Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler. Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor. Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır.

İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?

Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu. Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı. Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu.

Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı. Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar. Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor. Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor. Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı.

Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi. Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu. Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı. DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu. Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı. Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor.

Klasik fizikte, daha önce böyle birşey gözlemlenmemişti. Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu. Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu. Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü. Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı.

Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı. Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar. Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır.

Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur. Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir.

Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür.
Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar. Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir.

Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar.
Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur. Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir. Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır. Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz. Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;
Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der.
İnançlarını her zaman doğru çıkarır.
Sana karşı gelmez.

Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır.
Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir.

Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz.
Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır.

İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır.

Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir. Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur.

Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır. Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir. Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz.
İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!

Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?

Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur. Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor. Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?

Bir yandan sürekli “yayındayız”. Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz. İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker. Diğer yandan ise hepimiz “kod” olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz. Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur. Her bir hücrenin DNA’sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir. DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır. İşte bu enerji içinde geçerlidir. DNA’mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır. Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur.

Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?

Zaman hiç de göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur.
Albert Einstein

Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz? Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla. Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi.
Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız. Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta. Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır. Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır.
Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur. Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları). Demek ki “normal kuantum dalgası” diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var. Bunun dışında, bir de “birleşik karmaşık dalgalar” olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek. Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılır.

Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya “olay ihtimali” dediğimiz şey çıkar. Kuantum fiziğine göre “bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar”. Bu şu anlama gelir : “Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler”.

Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük. Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı. Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut. Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı. Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut. Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz.
Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor. Farklı bir şey tanımıyoruz. Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlı.Bütün ışık yelpazesinin sadece % 8′ini algılayabiliyoruz. Geri kalan % 92′lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz. Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz.
Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili.
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates
Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır. İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir. Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir. Bu şu anlama gelir; “Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir.”
Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler.
İşte bu noktadan sonra “istemek” konusuna varıyoruz. Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir.

Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz.
Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor.
Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz.
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır.
Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır.
Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz.
Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur.

Rezonans Kanunu-Pierre Franckh


8 Şubat 2011 Salı

ÇİN İNANCINA GÖRE, ŞANS GETİREN BİR TILSIM


Her duyduğunuza inanmayın. Sahip olduğunuzun tamamını harcamayın. Ve istediğiniz kadar uyumayın.
“Seni seviyorum” dediğinizde, sözünüzün hakkını verin.
“Üzgünüm” derken, insanların gözlerinin içine bakın.
Evlenmeden önce,
en az altı ay
nişanlı kalın.
İlk görüşte aşka inanın.
İnsanların hayallerine asla gülmeyin. Hayalleri olmayanın pek fazla bir şeyi yoktur.
Tutkuyla ve derinden sevin. Belki incinirsiniz ancak bu hayatı tam olarak yaşayabilmenin tek yoludur.
Anlaşmazlık çıktığında, adil dövüşün. Ve lütfen isimlere takılıp kalmayın.
İnsanları akrabalarına bakıp yargılamayın
Yavaş konuşun ama hızlı düşünün
Cevaplamak istemediğiniz bir soru sorulduğunda gülümseyin ve “Neden bilmek istiyorsun?” diye sorun
Unutmayın ki büyük aşk ve büyük başarılar büyük risk taşır.
Biri hapşırdığında “çok yaşa!” deyin. Kaybettiğinizde, aldığınız dersi kaybetmeyin. Üç S ilkesini unutmayın: kendinize Saygılı olun; diğerlerine Saygılı olun; yaptığınız her şeyin Sorumluluğunu alın
Küçük bir tartışmanın büyük bir dostluğu zedelemesine izin vermeyin
Bir hata yaptığınızı fark ettiğinizde, hemen bunu düzeltmek için harekete geçin. Telefonu açarken gülümseyin. Arayan bunu sesinizden anlayacaktır. Yalnızlığa da biraz vakit ayırın.
Share756  0

26 Ocak 2011 Çarşamba

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir : 
1- Şikayetçilik 
2- Dedikodu 
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer : 
1- Bakış açısını değiştirmek 
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey "Ekstra Değer" katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik