Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni kesifler yapacak…
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu
Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç
Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!
______ALINTI______
30 Mart 2012 Cuma
15 Mart 2012 Perşembe
Kral ve Dilenci
Bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlamış.
“Dile benden ne dilersen?” demiş dilenciye.
Dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz…” der.
Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii, her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne... istiyorsun?” Dilenci: “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım!” der.
Dilenci sıradan bir dilenci değildir.
Kral ısrar eder: “Ne istersen iste, sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz!” der.
Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve “bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar.
Kral, bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı; ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır.
Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın! Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle!” der. “Çok basit!” diye cevaplar dilenci: “İnsanın arzu ve isteklerinden yapılmıştır… Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir.
İstek dediğin nedir ki?
İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin, bir iş istersin… Bir binek… Ev… Bir başka şey.. Tek tek her birini elde ettiğinde, çoğu şey anlamını yitirir. Neden?
Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek oluşturmak zorunda kalırsın.
İstek, doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini üretirsin. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın, demektir.
Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin…” der.
Gelelim hikâyenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir. Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur…
_______ALINTI______
“Dile benden ne dilersen?” demiş dilenciye.
Dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz…” der.
Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii, her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne... istiyorsun?” Dilenci: “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım!” der.
Dilenci sıradan bir dilenci değildir.
Kral ısrar eder: “Ne istersen iste, sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz!” der.
Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve “bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar.
Kral, bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı; ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır.
Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın! Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle!” der. “Çok basit!” diye cevaplar dilenci: “İnsanın arzu ve isteklerinden yapılmıştır… Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir.
İstek dediğin nedir ki?
İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin, bir iş istersin… Bir binek… Ev… Bir başka şey.. Tek tek her birini elde ettiğinde, çoğu şey anlamını yitirir. Neden?
Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek oluşturmak zorunda kalırsın.
İstek, doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini üretirsin. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın, demektir.
Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin…” der.
Gelelim hikâyenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir. Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur…
_______ALINTI______
8 Mart 2012 Perşembe
MUTLU YAŞAMANIN 10 ANAHTARI!!!...
1. Kendini tanı. (Sokrat)
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan
geçiyor.
2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. (Mevlâna)
Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.
3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul)
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.
4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein)
Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy’nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve “Neden” diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve “Neden olmasın” diye soruyorum
5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West)
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde “Haydi bastır, göster kendini” temposu vardır. Kibir değil, çoşku!
6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu)
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.
7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldıa Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.
8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de St.Exupery)
Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge… O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.
9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola)
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.
10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak… Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein)
ŞÜKRETMEYİ unutmamak gerek!...
_____ALINTI_____
1 Şubat 2012 Çarşamba
HİNT FELSEFESİNDE 4 KURAL
KURAL 1: "Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.
KURAL 2: "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içinde...ki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."
KURAL 3: " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
KURAL 4: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir
yeniden ve yineden...
29 Ocak 2012 Pazar
ÜSTÜN DÖKMEN ( Küçük Şeyler )
●- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
●- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
●- Kimseye yalvarma.
●- Asla dönüp arkana bakma.
●- Sır tutmasını bil.
●- Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
●- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
●- Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
●- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
●- Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
●- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
●- Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
●- Kendini öven insanlardan kaç.
●- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
●- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
●- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
●- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
●- Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
●- Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
●- Kendini sev.
●- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
●- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
●- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
●- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
●- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
●- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
●- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
●- Kimseye yalvarma.
●- Asla dönüp arkana bakma.
●- Sır tutmasını bil.
●- Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
●- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
●- Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
●- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
●- Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
●- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
●- Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
●- Kendini öven insanlardan kaç.
●- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
●- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
●- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
●- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
●- Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
●- Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
●- Kendini sev.
●- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
●- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
●- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
●- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
●- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
●- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
29 Aralık 2011 Perşembe
İnsan olmak başka bir şeydir…
Her şeyin olabilir..
Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen !..
Her şey olabilirsin…
Güzel ya da çirkin..
Uzun ya da kısa olabilirsin..
Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul yada zayıf….
Genç ya da yaşlı…
Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…
Huzurlu ve huzursuz…
Güleryüzlü ya da somurtuk..
Sakin ya da hareketli…
Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.
Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.
Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…
Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.
Bir meslek sahibi olabilirsin.
Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat...
Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…
Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…
Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …
Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.
Ama asıl mesele insan olmaktır…
İnsan olmak başka bir şeydir…
Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…
Eğer;
İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…
Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.
Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.
Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.
Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın...
~Alıntı~
Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen !..
Her şey olabilirsin…
Güzel ya da çirkin..
Uzun ya da kısa olabilirsin..
Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul yada zayıf….
Genç ya da yaşlı…
Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…
Huzurlu ve huzursuz…
Güleryüzlü ya da somurtuk..
Sakin ya da hareketli…
Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.
Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.
Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…
Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.
Bir meslek sahibi olabilirsin.
Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat...
Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…
Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…
Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …
Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.
Ama asıl mesele insan olmaktır…
İnsan olmak başka bir şeydir…
Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…
Eğer;
İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…
Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.
Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.
Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.
Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın...
~Alıntı~
12 Aralık 2011 Pazartesi
Adım Adım Doğru Düşünme Haritası..
Doğru bakış açısı geliştirmek için oluşturulması gerekli yol haritasını aşağıdaki adımlarla kullanmak gerekir:
İlk adımda,
1. Güzel bakmalı,
2. Güzel görmeli,
3. Güzel düşünmeli,
4. Güzel yaşamalı,
5. Güzel tepkiler geliştirmeli,
6. Güzel sonuçlar çıkarmalı,
7. Güzellikleri en güzel haliyle korumalıdır.
İkinci adımda,
1. Öfkelenmemeli,
2. Kontrolü elden bırakmamalı,
3. Fevri kararlardan uzak durmalı,
4. İstişare etmeli-bir bilene sormalı,
5. Sonradan pişman olabileceği davranışları içinde bulunduğu anda görmeli,
6. İleri görüşlü olmalı,
7. Yargılayıcılıktan uzak durmalıdır.
Üçüncü adımda,
1. İçinde bulunduğu durumu için çözüm yolları aramalı,
2. İçinde bulunduğu durumu içinden çıkılmaz hale getirmekten kaçmalı,
3. Etraflıca ve çok yönlü bakış açısı geliştirmeli,
4. Suçlayıcılıktan uzak durmalı,
5. Kuşatıcı olmalı,
6. Eğiticilik özelliğini yaşatmalı,
7. Fikir ve proje geliştiren bir kimlik kazanmalıdır.
Dördüncü adımda,
1. Sonuçları kabullenmeli,
2. Sonuçlara katlanmalı,
3. Sonuçları çözümleyici yöntemler geliştirmeli,
4. Sonuçların ‘son olduğu’ saplantısına düşmemeli,
5. Yapılabilecek yeni bir şeylerin daha olduğunu bilmeli,
6. Ufkun daraltılmaması gerektiğini görmeli,
7. Farklı plan-proje oluşturma merakına sahip olmalıdır.
Beşinci adımda,
1. Her şeyin şimdi daha güzel olduğunu,
2. Her yeni gelen zamanın daha farklı bir güzellikle sunulduğunu,
3. Her yeni olayın daha farklı ve daha güzel bir bakış açısı kazandıracağını,
4. Hayatın ve olayların her yaşanan tecrübeyle daha çok anlam kazandığını,
5. Hayata anlam katan gerçek değerlerin görülme ve gözlemlenme imkanı sağladığını,
6. Değişikliklerin farklılık ve zenginlik kattığını,
7. Kainatın merkezinde insanın kendisinin olduğunu en derin duygularla yaşamalıdır.
Altıncı adımda,
1. Kayıplarla kaybolmamak,
2. Kazançlarla şımarmamak,
3. Elde edilenlerle avunmamak,
4. İçinde bulunulan duruma aldanmamak,
5. At gözlüğüyle bakmamak,
6. Kalp gözüne sahip olmak,
7. Derin iç görüyü elde etmekle ‘hakiki yol haritaları’ çizilebilir ancak!
Yedinci adımda,
1. Hikmetin yitik miras olduğunu anlamak,
2. Her şeyi iyi tarafından da görebilmek,
3. Doğruları olduğu gibi benimsemek,
4. Gerçeklere katlanmak zor olsa da kabullenmek,
5. İç derinliklere uzanacak zaman dilimlerine sahip olmak,
6. Hayata, olaylara, insana ve özelde insanın kendisine ‘saygı duyma’ düşüncesini ve inanışını yaşatmak,
7. İncelikleri derin bir şekilde görerek sevgiyle dokumak gerekecektir.
İlk adımda,
1. Güzel bakmalı,
2. Güzel görmeli,
3. Güzel düşünmeli,
4. Güzel yaşamalı,
5. Güzel tepkiler geliştirmeli,
6. Güzel sonuçlar çıkarmalı,
7. Güzellikleri en güzel haliyle korumalıdır.
İkinci adımda,
1. Öfkelenmemeli,
2. Kontrolü elden bırakmamalı,
3. Fevri kararlardan uzak durmalı,
4. İstişare etmeli-bir bilene sormalı,
5. Sonradan pişman olabileceği davranışları içinde bulunduğu anda görmeli,
6. İleri görüşlü olmalı,
7. Yargılayıcılıktan uzak durmalıdır.
Üçüncü adımda,
1. İçinde bulunduğu durumu için çözüm yolları aramalı,
2. İçinde bulunduğu durumu içinden çıkılmaz hale getirmekten kaçmalı,
3. Etraflıca ve çok yönlü bakış açısı geliştirmeli,
4. Suçlayıcılıktan uzak durmalı,
5. Kuşatıcı olmalı,
6. Eğiticilik özelliğini yaşatmalı,
7. Fikir ve proje geliştiren bir kimlik kazanmalıdır.
Dördüncü adımda,
1. Sonuçları kabullenmeli,
2. Sonuçlara katlanmalı,
3. Sonuçları çözümleyici yöntemler geliştirmeli,
4. Sonuçların ‘son olduğu’ saplantısına düşmemeli,
5. Yapılabilecek yeni bir şeylerin daha olduğunu bilmeli,
6. Ufkun daraltılmaması gerektiğini görmeli,
7. Farklı plan-proje oluşturma merakına sahip olmalıdır.
Beşinci adımda,
1. Her şeyin şimdi daha güzel olduğunu,
2. Her yeni gelen zamanın daha farklı bir güzellikle sunulduğunu,
3. Her yeni olayın daha farklı ve daha güzel bir bakış açısı kazandıracağını,
4. Hayatın ve olayların her yaşanan tecrübeyle daha çok anlam kazandığını,
5. Hayata anlam katan gerçek değerlerin görülme ve gözlemlenme imkanı sağladığını,
6. Değişikliklerin farklılık ve zenginlik kattığını,
7. Kainatın merkezinde insanın kendisinin olduğunu en derin duygularla yaşamalıdır.
Altıncı adımda,
1. Kayıplarla kaybolmamak,
2. Kazançlarla şımarmamak,
3. Elde edilenlerle avunmamak,
4. İçinde bulunulan duruma aldanmamak,
5. At gözlüğüyle bakmamak,
6. Kalp gözüne sahip olmak,
7. Derin iç görüyü elde etmekle ‘hakiki yol haritaları’ çizilebilir ancak!
Yedinci adımda,
1. Hikmetin yitik miras olduğunu anlamak,
2. Her şeyi iyi tarafından da görebilmek,
3. Doğruları olduğu gibi benimsemek,
4. Gerçeklere katlanmak zor olsa da kabullenmek,
5. İç derinliklere uzanacak zaman dilimlerine sahip olmak,
6. Hayata, olaylara, insana ve özelde insanın kendisine ‘saygı duyma’ düşüncesini ve inanışını yaşatmak,
7. İncelikleri derin bir şekilde görerek sevgiyle dokumak gerekecektir.
1 Kasım 2011 Salı
Yaşa
Her zaman bir kitabın sonuna yaklaşır gibi yaşa.
Lunaparkta kaybolmuş gibi ya...şa.
Oyuncak dükkanında kaybolmuş çocuğun iştahıyla yaşa.
Kaybolmuşluğu unut, etrafına bak!
Yüzmek gibi yaşa, boğulmak gibi değil.
Uçmak gibi yaşa, düşmek gibi değil.
Kuş sesleriyle bir ağacın gölgesinde uzanır gibi yaşa.
Kaşık kaşık çikolata yiyip, ellerini beyaz tişörtüne silen çocuk gibi yaşa.
Saatlere bakmadan yaşa.
Beklemeden yaşa.
Yorulmadan yaşa.
Bir tırtılın kelebek olma hayali vardır,
Senin de bir hayalin olsun.
Öyle yaşa işte!
Boynu bükük soru işaretlerini boşver.
Dik ünlemlerin var.
Noktaları at çöpe, kucak dolusu virgül getirdim sana.
Allah'ın sana uzattığı beyaz kağıdı geri çevirme.
Yani diyorum ki;
Yaşa da,
Nasıl yaşarsan yaşa!
Mornie Menel
Lunaparkta kaybolmuş gibi ya...şa.
Oyuncak dükkanında kaybolmuş çocuğun iştahıyla yaşa.
Kaybolmuşluğu unut, etrafına bak!
Yüzmek gibi yaşa, boğulmak gibi değil.
Uçmak gibi yaşa, düşmek gibi değil.
Kuş sesleriyle bir ağacın gölgesinde uzanır gibi yaşa.
Kaşık kaşık çikolata yiyip, ellerini beyaz tişörtüne silen çocuk gibi yaşa.
Saatlere bakmadan yaşa.
Beklemeden yaşa.
Yorulmadan yaşa.
Bir tırtılın kelebek olma hayali vardır,
Senin de bir hayalin olsun.
Öyle yaşa işte!
Boynu bükük soru işaretlerini boşver.
Dik ünlemlerin var.
Noktaları at çöpe, kucak dolusu virgül getirdim sana.
Allah'ın sana uzattığı beyaz kağıdı geri çevirme.
Yani diyorum ki;
Yaşa da,
Nasıl yaşarsan yaşa!
Mornie Menel
30 Haziran 2011 Perşembe
Yengeç burcunda güneş tutulması...
1 Temmuz 2011 Cuma günü, sabah 11:39 civarında Yengeç burcunda Güneş tutulması gerçekleşiyor. Haziran başından beri üst üste deneyimleyeceğimiz üçüncü tutulma olacak bu ve oldukça gerilimli etkiler altındayız.
Önemli değişimler ve bazı şeyleri kırabilmemiz için bazen gerilimli enerjilere de ihtiyacımız var…
Yengeç burcu 21 Haziran gündönümü ile başlar. En uzun gün ile ışığın gücünü yansıtır bize. İnsanlığa açılan kapıyı temsil eder! Mısır’da Siriüs ve İsis ile ilişkilendirilmiştir. Birçok kutsal metinde ve Kuran'da sözü edilen Sirius, yeryuzundeki bircok uygarlık icin de en kutsal yildiz olmustur. İsis ise sevgisi tüm insanlığı kapsayan Yüce Anne Tanrıça’dır. Görünmeyen, derinde olan, Ay’ın gizeminde saklı olan dişi güçtür İsis… ve bu tutulmada İsis enerjisini hissetmeye başladık hepimiz.
“Yeni enerjilerin, yeni kavramların, güç kavramının eski bilgisinin yeniden doğumu“ içindeyiz. İsis’in gücünün yeniden doğumu içindeyiz ve Yengeç tutulması ile bu olguyu çok daha güçlü bir şekilde hissedeceğiz.
Güç kavramının eski bilgisi nedir? Enerjilerin dişi enerji tarafından yönetilmesidir aslında. Dişi tarafımız zihinden bağımsız olarak Tanrısallığımızla bağlantılı olan yönümüzdür... Enerjilerin zihnin ve dış dünyanın yönlendirilmelerinden bağımsız olarak yönetilmesi, güç kavramının eski bilgisinin geri gelişidir bir anlamda. Kadın veya erkek olmakla ilgisi yok bunun elbette, dişi ve eril enerjilerimizle bağlantısı var.
Enerjilerin yönetilmesi nedir? Doğuştan gelen en büyük hakkımız olan, yaşamımızı yaratabilme mucizemizdir!
İçine doğduğumuz sistem bize yaşamımızı yeniden ve yeniden yaratabileceğimizi öğretmediği gibi, bizi bu en doğal mirasımızdan da uzaklaştırdı. Dış dünyaya bağımlı hale geldik. Toplumun onayladıklarını yapmak zorunda hissettik. Kendimizden uzaklaştık. Uykudayken yürüme bandında yürüyen kişiler haline geldik.
Ve gün geldi uyanmaya başladık. Gökyüzü enerjilerinin seslenişlerini duymaya başladık. Olumsuz kehanetlerin gerçekleşmeyebileceğini görmeye başladık. Yaşamda pek çok ama pek çok seçeneğimiz olduğunu ve bu seçeneklerle yolumuzu her an yeniden ve yeniden yarattığımızı fark etmeye başladık. Bize uygun olmayan ortamlardan ayrılmaya başladık. Bizi tüketen ilişkileri sonlandırmaya cesaret ettik. Bize ölüm kalım savaşı gibi gelen deneyimlerin içine girdik ve yine de hayatta kaldık…Bizi artık geliştirmeyen işimizi, tüm korku fısıltılarına, ‘başka iş bulamazsın’lara rağmen bıraktık ve ayakta kaldık!
Sevginin esas kendimizi sevmekten geçtiğini, ancak bu şekilde Tanrı’yı ve O’nun suretinde tüm canlıları sevebileceğimizi anlamaya “başladık”. Sevgiyi anlama yolculuğundayız, henüz bu konuda mezun olmadık.
Kendimizi fark etmeye, gerçekte ne istediğimizi kendimize sorma cesaretini bulmaya başladık. Bu yolculuğun “kendi” yolculuğumuz olduğunu, aslında baştan beri her şeyi yaratmış olduğumuzu, sorumluluğun hep bizde olduğunu anlamaya başladık.
Ama yarattıklarımızdan hoşnut değildik çoğunlukla…Bir gün baktık ki, kendimizi sahiplenmeden ilerlemişiz kişisel evrenimizde, kişisel yolculuğumuzda. Kendimizi sahiplenmenin ne demek olduğunu hiç bilmemişiz! Ve öyle yaratmışız kişisel yolculuğumuzdaki tüm araçları.
“O zaman evrensel sistem dahilinde, enerjileri bilinçli olarak yönetebiliriz” dedik…
Ve şimdi Yengeç burcundaki bu çok güçlü tutulmanın arifesinde, enerjileri bilinçli bir şekilde yöneterek, kendimizi bir anlamda yeniden yaratmanın eşiğindeyiz. Yengeç’in konuları olan sevgi ve şevkat ile…
Ama önce kendimize sevgi ve şevkat ile. Çünkü biz kendimize sevgi ve şevkat duymuyorsak eğer, başkalarına duyduğumuz sevgi ve şevkat yerine tam olarak ulaşmıyor! Ebeveynlerimizden biliriz bunu çoğumuz! Neden olduğunu anlamadan içimizi acıtmıştır bazen bize yansıyan sevgileri…
Sevgi ve şevkat enerjisiyle ilgili çok önemli! olan bir diğer açılım ise içimizdeki dişinin, içimizdeki erile duyduğu şevkattir arkadaşlar. Bunu bir önceki tutulma yazısında da paylaşmıştım. Gittiğimiz dönemin en önemli gerçeklerinden biri, İsis yarasının şifalanma sürecinin içinde oluşumuzdur. Bu şifalanma, dişinin erile olan sevgi, kabul ve şavkatinden geçiyor…Bu olgu, doğal olarak dünyasal ilişkilerimize de yansıyor. Pek çoğumuz hayatımızdaki bazı erkeklere şevkat duymaktayız son dönemde.
Şifalanan dişi enerjimiz eril enerjiden yardım ve destek almaya da açacaktır kendini. Erille savaşmayı bırakacaktır. Dişi enerjimizin en büyük ihtiyacıdır bu…
Bir önceki tutulma ile geçmiş enerjiler tetiklenmişti, hepsi üstümüze gelmeye başladılar sanki…Pişmanlıklar, suçluluk duyguları, parayla ilgili konular, alınan kararları sorgulama gibi…
4 taraftan çekildiğimizi hissediyoruz. Bloke olmuş gibiyiz. Duygusalız. Gözümüz sürekli yaşlı. Bazılarımız zor deneyimlerden geçiyoruz, bazılarımız yakınlarımızın zor deneyimlerine şahit oluyoruz ve hassasız, bazılarımız ise içsel olarak zorlanıyoruz…
Sanki bir sınavdayız arkadaşlar Yengeç tutulması öncesinde…Gençlerimizin tuvalete bile gidemeden girdikleri sınavlar gibi bir sınav bu …Kısıtlanmış hissediyoruz.
Ay’ın küçülme evresindeyiz. bu günlerde 1 Temmuz tutulmasına kadar. Bu dönem parçalanma, tekrar yapılanma ve yansıma zamanıdır. Duygularımızın içine düşmeyelim, “semanın aklını” kaybetmeyelim!:J
İki ayrı evren var sanki içimizde iç içe geçmekte olan…Biri çok dünyasal, diğeri yuvanın sevgisinde…İkisi arasında sıkışmış gibiyiz…Bir taraftan dünyasallığımız depreşti, diğer taraftan Öz’ümüzün sevgisine olan özlemimiz. Sabredelim…dengeleyeceğiz:J
Karışık duygular içindeyiz ama ortak bilincimizdeki uyanışımız çok önemli….Merkezimizde kalabilmeliyiz. Bunun için Boğadaki Jupiter’den ve Balık’taki Neptün’den ve Şiron’dan yardım ve şifa alıyoruız.
Tutulma enerjisi oldukça gerilimli olsa da, enerjilerin yazı ve turaları var. Hangi tarafını seçeceğimiz ortak bilincimizde saklı…
Geçtiğimiz tutulmada Güney Ay Düğümü ile Güneş kavuşumdaydı, bu tutulmada ise Güney Ay Düğümü ve Venüs kavuşumdalar…Yani, geçmiş ve ortak bilinçaltımızda kayıtlı olan enerjiler Venüs gezegeni ile birleşiyor. Genel olarak ilişkilerimizle, dişi enerjimizle, sevgi-aşk-finans konularıyla ilgili eski ve kayıtlı olan deneyimler tetiklenmiş olabilir, bunlara çekilmeyelim…Örneğin sevilmediğimizi düşünmek, kıskançlıklar ve güvensizlikler, kaybetme korkularının içine girmek, değersiz hissetmek, sevgiye ve mutlu bir ilişkiye kendimizi layık görmemek, maddi sıkıntılar içine yeniden girme tehlikesi, işle ilgili problemler vs..Ve en önemlisi İsis’in yarasını hissetmemiz… Çok yol aldık! Regresyona çekiliyormuşuz gibi hissedebiliriz, dikkat edelim:J Böyle hissettiğimiz taktirde bilelim ki, evren bu eski kayıtları dönüştürerek geleceğe taşımamızı hatırlatıyor bize…Geçmişin bilgilerini ve geçmişin zorlayıcı kayıtlarını dönüştürerek geleceğe taşımak üzere yardım alıyoruz. Lütfen değerlendirelim.
Güney Ay Düğümü ile birleşen Venüs, Ceres ile açı yapıyor. Çocuklarımıza olan bağımlı sevgiyi, dişi enerjimizi en çok annelikle yaşama ihtiyacımızı, çocuklarımıza ve eşimize olan anneliğimizi hatırlatıyor bize gökyüzü enerjileri. Dişi enerji bir zamanlar kaybettiği dişi gücünü sadece annelikle geri almaya çalışmaktan , annelik haricinde yaşadığı kadınlıktan duyduğu suçluluktan özgürleşmeli!…Eril enerji ve içine doğduğumuz sistem de, dişi enerjiyi “sadece annelikle onurlandırmaktan” özgürleşmeli!.....Evet her kadının içinde bir anne var, ancak her kadının içinde aynı zamanda çok güçlü bir dişi olan Venüs var…Bunların toplamı olan İSİS var…
Dişi ve eril enerjimizi, yani kendimizi, sevgiyle ve şevkatle sahiplenerek adım atalım Yengeç tutulmasına.
Çünkü bu tutulma yeni bir kaba geçmemiz için destek veriyor bize. Kutsal kasemizi yeniden dolduruyoruz. 2019 yılıana kadar Yengeç burcunda yeni bir tutulma olmayacak, bunu değerlendirelim:J)
Venüs ile açı yapan Ceres bize aynı zamanda toprak ananın ve döngülerinin gücünü hatırlatıyor. Tüm şifanın doğadan ve içimizdeki iyileştirme gücünden kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu anlamdaki eski bilgileri yeniden ve güçlü bir şekilde gündeme getiriyor. Ayrıca soruyor bize: Duygusal ve fiziksel olarak nasıl besleniyoruz ya da beslenemiyoruz?
Tüm bu bilgiler sorgulama tarzında yükseliyor içimizden. O yüzden de hassasiyet ve suçluluk duyguları içinde olabiliriz, bunu abartmayalım.
Ayrıca, dünya anaya destek vermemizi işaret ediyor bize enerjiler. Çok yüksek ve gerilimli aynı zamanda çok değiştirici bir tutulmaya gidiyoruz,. Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması gibi, bizler de gelen çok güçlü enerjileri alalım ve birlikte yol aldığımız dünya anaya desteğimizi aktaralım arkadaşlar.
Tanrıca İsis, pek çok yerde Ay’ın evrelerini işaret eder şekilde resmedilir. Bu ay özellikle bu evreleri değerlendirelim.. Zaten farkında olmasak da etkisi altındayız.
Birinci çeyrek Yeniay ile başlar, Yeniay Güneş tutulmasıyla birleşiyor 1 Temmuz’da. Güneş ve Ay Yengeç burcunda aynı derecede birleşiyorlar. Dişi ve eril enerji birleşiyorlar. Yeniay süreci; gelişimleri destekleyen, yeni enerjilerin ve fikirlerin üretildiği yeni başlangıçlar zamanıdır. Işığın tekrar doğuşunu temsil eder, özellikle bir tutulma ile birleşirse, 1 Temmuz’da olduğu gibi. Yeni bir ışığın doğumuna gidiyoruz…
Ay buyudukce basladigimiz isimizi, projemizi daha da hareketlendirebiliriz. 8 Temmuz’da sabah 09:31 gibi Terazi burcunda büyüyen Ay gerçekleşiyor, bu anlamda değerlendirebiliriz.
Ay’ın dolunay evresi ise tamamlanma, gozden gecirme, gerekli elemeleri yapma, bizi engelleyen hususlari fark etme donemidir. .Dolunay 15 Temmuz’da sabah 09:41 gibi Yengeç burcunun karşı burcu ve partneri olan Oğlak’ta gerçekleşiyor. Bu ayki dolunay da oldukça önemli bu yüksek tutulma enerjilerinin altında. Tutulma ile yeni bir ışığın doğumu tetikleniyordu. Bizi geri çeken hususlar varsa eğer, ipleri çok uzamış şekilde sarkıyor olacaklar. Partnerlik konuları da aydınlanıyor aydınlatıyor bu şekilde. Çocukluk kayıtları da aydınlanıyor ışıl ışıl! Ben kendi biricikliğimi ne zaman kapattım, ben kendi ışığımı ne zaman kıstım? …Nasıl bir kozmik tohum olduğumu ne zaman unuttum? İçine doğduğum sistemin bilgisayar programı hangi yaşımda yüklendi bana? Bizi geriye çeken ipleri keselim gitsin bu dolunayda fark ettiklerimizle:J Ve yine eril tarafımıza sevgi, şevkat göstermenin tam sırasıdır. Tüm bu geri çekişler ve sistemin fısıltıları eril enerjimiz kanalıyla ulaşıyor bize. Oysa artık dişi enerjimiz ve sezgilerimiz çok daha güçlenecek gittiğimiz dönemde.
Dolunayin ardindan Ay kuculmeye baslar ve isigini azalttikca, bizler de dolunayda fark ettiklerimizi kucultme, azaltma, sonlandirma yapabiliriz, tikaniklarimizi acabiliriz. 23 Temmuz’da sabah 08:00 civarında Boğa burcundaki küçülen Ay’ıdeğerlendirebiliriz.
Bu ay bir ikinci Yeniay da 30 Temmuz’da 21:41 civarında Aslan burcunda gerçekleşiyor. Aslan alanımızda yeni bir tetiklenmeye işaret ediyor.
Tutulma enerjisine gerilimli diyoruz…Öncü burçlar olan Koç, Terazi, Oğlak ve tabii ki Yengeç burçlarını güçlü olarak etkiliyor tutulma. Ancak bu gerilim ve dört bir taraftan çekilme öncü burçlarda olduğu için daha şanslıyız. Yeni başlangıçlara çekiliyoruz çünkü! Zor deneyimlerle olması gerekmiyor bu yeni başlangıçların…İçimizde dört mevsim de aynı anda ve iç içe gerçekleşiyor sanki şu anda, bunun gerilimini yaşıyoruz ve 16 Temmuz’a kadar bu gerilimli enerji devam ediyor. Titreşimimizi yükseltecek ve bize iyi gelen aktiviteler içinde olalım.
Yengeç kabuk değiştirmekten ve değişimden hoşlanmaz. Çok incinebilir olur, yara alabilir bu dönemde…Bizler de öyleyiz şu anda. Tutulmayla birlikte yeni kabuklarımıza, yeni kabımıza, yeni beden titreşimlerine! adım atıyoruz…Bu anlamda da oldukça önemli bir tutulma enerjisi altındayız. Farkında olalım, merkezimizde kalalım, en yüksek ruhsal ve bedensel şifamıza niyet edelim. Güçlü ve olumlu değişimler deneyimleyebiliriz.
Fiziksel ve duygusal olarak nasıl beslendiğimizi ya da beslenemediğimizi fark ediyoruz bu günlerde. Neleri revize etme ihtiyacındayız bu anlamda?
İlk ilişkimiz Ay enerjimizle, annemizle…bu ilişkiyi ve anne rahmi kayıtlarını yuvasını her yere taşıyan yengeç gibi taşıdık…Eski enerjiyi dönüştürerek geleceğe aktarma zamanı artık.
Bu güne kadar gerek soy enerjimizle, gerek çocukluk kayıtlarımızla ilgili hep olumsuzluklara odaklandık ve onları temizlemeye niyet ettik. Tutulmadan önceki bu son gece (30 Haziran Perşembe) karanlıklarımızı “noktalamak” için fırsat var evrenden.
1 Temmuz’da ise, artık dünyasal ve evrensel soyumuzdan gelen olumlu etkilere çevirelim odağımızı. Kapanmış olan çocukluk ışığımızı yeniden açmaya niyet edelim!. Evren bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. İsis bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. Eski sistemin rahminden çıkarak, yeni kabuğumuza, kabımıza, yeni beden titreşimlerine, nasıl bir kozmik tohumsak öyle doğmaya niyet edelim. Fark edelim ya da etmeyelim, bunun etkisini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Anlamaya ve zihnimizle tanımlamaya odaklanmayalım yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı artık…Bundan sonraki dönemde deneyimlerimizi tanımlayabilmek gittikçe zorlaşabilir:J
Sadece izin verelim oluşa ve hep birlikte doğacağımız yeni bir insanlık bilincine doğru yol almaya…
Sevgi ve ışıkla,
Serpil Doğançay
Önemli değişimler ve bazı şeyleri kırabilmemiz için bazen gerilimli enerjilere de ihtiyacımız var…
Yengeç burcu 21 Haziran gündönümü ile başlar. En uzun gün ile ışığın gücünü yansıtır bize. İnsanlığa açılan kapıyı temsil eder! Mısır’da Siriüs ve İsis ile ilişkilendirilmiştir. Birçok kutsal metinde ve Kuran'da sözü edilen Sirius, yeryuzundeki bircok uygarlık icin de en kutsal yildiz olmustur. İsis ise sevgisi tüm insanlığı kapsayan Yüce Anne Tanrıça’dır. Görünmeyen, derinde olan, Ay’ın gizeminde saklı olan dişi güçtür İsis… ve bu tutulmada İsis enerjisini hissetmeye başladık hepimiz.
“Yeni enerjilerin, yeni kavramların, güç kavramının eski bilgisinin yeniden doğumu“ içindeyiz. İsis’in gücünün yeniden doğumu içindeyiz ve Yengeç tutulması ile bu olguyu çok daha güçlü bir şekilde hissedeceğiz.
Güç kavramının eski bilgisi nedir? Enerjilerin dişi enerji tarafından yönetilmesidir aslında. Dişi tarafımız zihinden bağımsız olarak Tanrısallığımızla bağlantılı olan yönümüzdür... Enerjilerin zihnin ve dış dünyanın yönlendirilmelerinden bağımsız olarak yönetilmesi, güç kavramının eski bilgisinin geri gelişidir bir anlamda. Kadın veya erkek olmakla ilgisi yok bunun elbette, dişi ve eril enerjilerimizle bağlantısı var.
Enerjilerin yönetilmesi nedir? Doğuştan gelen en büyük hakkımız olan, yaşamımızı yaratabilme mucizemizdir!
İçine doğduğumuz sistem bize yaşamımızı yeniden ve yeniden yaratabileceğimizi öğretmediği gibi, bizi bu en doğal mirasımızdan da uzaklaştırdı. Dış dünyaya bağımlı hale geldik. Toplumun onayladıklarını yapmak zorunda hissettik. Kendimizden uzaklaştık. Uykudayken yürüme bandında yürüyen kişiler haline geldik.
Ve gün geldi uyanmaya başladık. Gökyüzü enerjilerinin seslenişlerini duymaya başladık. Olumsuz kehanetlerin gerçekleşmeyebileceğini görmeye başladık. Yaşamda pek çok ama pek çok seçeneğimiz olduğunu ve bu seçeneklerle yolumuzu her an yeniden ve yeniden yarattığımızı fark etmeye başladık. Bize uygun olmayan ortamlardan ayrılmaya başladık. Bizi tüketen ilişkileri sonlandırmaya cesaret ettik. Bize ölüm kalım savaşı gibi gelen deneyimlerin içine girdik ve yine de hayatta kaldık…Bizi artık geliştirmeyen işimizi, tüm korku fısıltılarına, ‘başka iş bulamazsın’lara rağmen bıraktık ve ayakta kaldık!
Sevginin esas kendimizi sevmekten geçtiğini, ancak bu şekilde Tanrı’yı ve O’nun suretinde tüm canlıları sevebileceğimizi anlamaya “başladık”. Sevgiyi anlama yolculuğundayız, henüz bu konuda mezun olmadık.
Kendimizi fark etmeye, gerçekte ne istediğimizi kendimize sorma cesaretini bulmaya başladık. Bu yolculuğun “kendi” yolculuğumuz olduğunu, aslında baştan beri her şeyi yaratmış olduğumuzu, sorumluluğun hep bizde olduğunu anlamaya başladık.
Ama yarattıklarımızdan hoşnut değildik çoğunlukla…Bir gün baktık ki, kendimizi sahiplenmeden ilerlemişiz kişisel evrenimizde, kişisel yolculuğumuzda. Kendimizi sahiplenmenin ne demek olduğunu hiç bilmemişiz! Ve öyle yaratmışız kişisel yolculuğumuzdaki tüm araçları.
“O zaman evrensel sistem dahilinde, enerjileri bilinçli olarak yönetebiliriz” dedik…
Ve şimdi Yengeç burcundaki bu çok güçlü tutulmanın arifesinde, enerjileri bilinçli bir şekilde yöneterek, kendimizi bir anlamda yeniden yaratmanın eşiğindeyiz. Yengeç’in konuları olan sevgi ve şevkat ile…
Ama önce kendimize sevgi ve şevkat ile. Çünkü biz kendimize sevgi ve şevkat duymuyorsak eğer, başkalarına duyduğumuz sevgi ve şevkat yerine tam olarak ulaşmıyor! Ebeveynlerimizden biliriz bunu çoğumuz! Neden olduğunu anlamadan içimizi acıtmıştır bazen bize yansıyan sevgileri…
Sevgi ve şevkat enerjisiyle ilgili çok önemli! olan bir diğer açılım ise içimizdeki dişinin, içimizdeki erile duyduğu şevkattir arkadaşlar. Bunu bir önceki tutulma yazısında da paylaşmıştım. Gittiğimiz dönemin en önemli gerçeklerinden biri, İsis yarasının şifalanma sürecinin içinde oluşumuzdur. Bu şifalanma, dişinin erile olan sevgi, kabul ve şavkatinden geçiyor…Bu olgu, doğal olarak dünyasal ilişkilerimize de yansıyor. Pek çoğumuz hayatımızdaki bazı erkeklere şevkat duymaktayız son dönemde.
Şifalanan dişi enerjimiz eril enerjiden yardım ve destek almaya da açacaktır kendini. Erille savaşmayı bırakacaktır. Dişi enerjimizin en büyük ihtiyacıdır bu…
Bir önceki tutulma ile geçmiş enerjiler tetiklenmişti, hepsi üstümüze gelmeye başladılar sanki…Pişmanlıklar, suçluluk duyguları, parayla ilgili konular, alınan kararları sorgulama gibi…
4 taraftan çekildiğimizi hissediyoruz. Bloke olmuş gibiyiz. Duygusalız. Gözümüz sürekli yaşlı. Bazılarımız zor deneyimlerden geçiyoruz, bazılarımız yakınlarımızın zor deneyimlerine şahit oluyoruz ve hassasız, bazılarımız ise içsel olarak zorlanıyoruz…
Sanki bir sınavdayız arkadaşlar Yengeç tutulması öncesinde…Gençlerimizin tuvalete bile gidemeden girdikleri sınavlar gibi bir sınav bu …Kısıtlanmış hissediyoruz.
Ay’ın küçülme evresindeyiz. bu günlerde 1 Temmuz tutulmasına kadar. Bu dönem parçalanma, tekrar yapılanma ve yansıma zamanıdır. Duygularımızın içine düşmeyelim, “semanın aklını” kaybetmeyelim!:J
İki ayrı evren var sanki içimizde iç içe geçmekte olan…Biri çok dünyasal, diğeri yuvanın sevgisinde…İkisi arasında sıkışmış gibiyiz…Bir taraftan dünyasallığımız depreşti, diğer taraftan Öz’ümüzün sevgisine olan özlemimiz. Sabredelim…dengeleyeceğiz:J
Karışık duygular içindeyiz ama ortak bilincimizdeki uyanışımız çok önemli….Merkezimizde kalabilmeliyiz. Bunun için Boğadaki Jupiter’den ve Balık’taki Neptün’den ve Şiron’dan yardım ve şifa alıyoruız.
Tutulma enerjisi oldukça gerilimli olsa da, enerjilerin yazı ve turaları var. Hangi tarafını seçeceğimiz ortak bilincimizde saklı…
Geçtiğimiz tutulmada Güney Ay Düğümü ile Güneş kavuşumdaydı, bu tutulmada ise Güney Ay Düğümü ve Venüs kavuşumdalar…Yani, geçmiş ve ortak bilinçaltımızda kayıtlı olan enerjiler Venüs gezegeni ile birleşiyor. Genel olarak ilişkilerimizle, dişi enerjimizle, sevgi-aşk-finans konularıyla ilgili eski ve kayıtlı olan deneyimler tetiklenmiş olabilir, bunlara çekilmeyelim…Örneğin sevilmediğimizi düşünmek, kıskançlıklar ve güvensizlikler, kaybetme korkularının içine girmek, değersiz hissetmek, sevgiye ve mutlu bir ilişkiye kendimizi layık görmemek, maddi sıkıntılar içine yeniden girme tehlikesi, işle ilgili problemler vs..Ve en önemlisi İsis’in yarasını hissetmemiz… Çok yol aldık! Regresyona çekiliyormuşuz gibi hissedebiliriz, dikkat edelim:J Böyle hissettiğimiz taktirde bilelim ki, evren bu eski kayıtları dönüştürerek geleceğe taşımamızı hatırlatıyor bize…Geçmişin bilgilerini ve geçmişin zorlayıcı kayıtlarını dönüştürerek geleceğe taşımak üzere yardım alıyoruz. Lütfen değerlendirelim.
Güney Ay Düğümü ile birleşen Venüs, Ceres ile açı yapıyor. Çocuklarımıza olan bağımlı sevgiyi, dişi enerjimizi en çok annelikle yaşama ihtiyacımızı, çocuklarımıza ve eşimize olan anneliğimizi hatırlatıyor bize gökyüzü enerjileri. Dişi enerji bir zamanlar kaybettiği dişi gücünü sadece annelikle geri almaya çalışmaktan , annelik haricinde yaşadığı kadınlıktan duyduğu suçluluktan özgürleşmeli!…Eril enerji ve içine doğduğumuz sistem de, dişi enerjiyi “sadece annelikle onurlandırmaktan” özgürleşmeli!.....Evet her kadının içinde bir anne var, ancak her kadının içinde aynı zamanda çok güçlü bir dişi olan Venüs var…Bunların toplamı olan İSİS var…
Dişi ve eril enerjimizi, yani kendimizi, sevgiyle ve şevkatle sahiplenerek adım atalım Yengeç tutulmasına.
Çünkü bu tutulma yeni bir kaba geçmemiz için destek veriyor bize. Kutsal kasemizi yeniden dolduruyoruz. 2019 yılıana kadar Yengeç burcunda yeni bir tutulma olmayacak, bunu değerlendirelim:J)
Venüs ile açı yapan Ceres bize aynı zamanda toprak ananın ve döngülerinin gücünü hatırlatıyor. Tüm şifanın doğadan ve içimizdeki iyileştirme gücünden kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu anlamdaki eski bilgileri yeniden ve güçlü bir şekilde gündeme getiriyor. Ayrıca soruyor bize: Duygusal ve fiziksel olarak nasıl besleniyoruz ya da beslenemiyoruz?
Tüm bu bilgiler sorgulama tarzında yükseliyor içimizden. O yüzden de hassasiyet ve suçluluk duyguları içinde olabiliriz, bunu abartmayalım.
Ayrıca, dünya anaya destek vermemizi işaret ediyor bize enerjiler. Çok yüksek ve gerilimli aynı zamanda çok değiştirici bir tutulmaya gidiyoruz,. Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması gibi, bizler de gelen çok güçlü enerjileri alalım ve birlikte yol aldığımız dünya anaya desteğimizi aktaralım arkadaşlar.
Tanrıca İsis, pek çok yerde Ay’ın evrelerini işaret eder şekilde resmedilir. Bu ay özellikle bu evreleri değerlendirelim.. Zaten farkında olmasak da etkisi altındayız.
Birinci çeyrek Yeniay ile başlar, Yeniay Güneş tutulmasıyla birleşiyor 1 Temmuz’da. Güneş ve Ay Yengeç burcunda aynı derecede birleşiyorlar. Dişi ve eril enerji birleşiyorlar. Yeniay süreci; gelişimleri destekleyen, yeni enerjilerin ve fikirlerin üretildiği yeni başlangıçlar zamanıdır. Işığın tekrar doğuşunu temsil eder, özellikle bir tutulma ile birleşirse, 1 Temmuz’da olduğu gibi. Yeni bir ışığın doğumuna gidiyoruz…
Ay buyudukce basladigimiz isimizi, projemizi daha da hareketlendirebiliriz. 8 Temmuz’da sabah 09:31 gibi Terazi burcunda büyüyen Ay gerçekleşiyor, bu anlamda değerlendirebiliriz.
Ay’ın dolunay evresi ise tamamlanma, gozden gecirme, gerekli elemeleri yapma, bizi engelleyen hususlari fark etme donemidir. .Dolunay 15 Temmuz’da sabah 09:41 gibi Yengeç burcunun karşı burcu ve partneri olan Oğlak’ta gerçekleşiyor. Bu ayki dolunay da oldukça önemli bu yüksek tutulma enerjilerinin altında. Tutulma ile yeni bir ışığın doğumu tetikleniyordu. Bizi geri çeken hususlar varsa eğer, ipleri çok uzamış şekilde sarkıyor olacaklar. Partnerlik konuları da aydınlanıyor aydınlatıyor bu şekilde. Çocukluk kayıtları da aydınlanıyor ışıl ışıl! Ben kendi biricikliğimi ne zaman kapattım, ben kendi ışığımı ne zaman kıstım? …Nasıl bir kozmik tohum olduğumu ne zaman unuttum? İçine doğduğum sistemin bilgisayar programı hangi yaşımda yüklendi bana? Bizi geriye çeken ipleri keselim gitsin bu dolunayda fark ettiklerimizle:J Ve yine eril tarafımıza sevgi, şevkat göstermenin tam sırasıdır. Tüm bu geri çekişler ve sistemin fısıltıları eril enerjimiz kanalıyla ulaşıyor bize. Oysa artık dişi enerjimiz ve sezgilerimiz çok daha güçlenecek gittiğimiz dönemde.
Dolunayin ardindan Ay kuculmeye baslar ve isigini azalttikca, bizler de dolunayda fark ettiklerimizi kucultme, azaltma, sonlandirma yapabiliriz, tikaniklarimizi acabiliriz. 23 Temmuz’da sabah 08:00 civarında Boğa burcundaki küçülen Ay’ıdeğerlendirebiliriz.
Bu ay bir ikinci Yeniay da 30 Temmuz’da 21:41 civarında Aslan burcunda gerçekleşiyor. Aslan alanımızda yeni bir tetiklenmeye işaret ediyor.
Tutulma enerjisine gerilimli diyoruz…Öncü burçlar olan Koç, Terazi, Oğlak ve tabii ki Yengeç burçlarını güçlü olarak etkiliyor tutulma. Ancak bu gerilim ve dört bir taraftan çekilme öncü burçlarda olduğu için daha şanslıyız. Yeni başlangıçlara çekiliyoruz çünkü! Zor deneyimlerle olması gerekmiyor bu yeni başlangıçların…İçimizde dört mevsim de aynı anda ve iç içe gerçekleşiyor sanki şu anda, bunun gerilimini yaşıyoruz ve 16 Temmuz’a kadar bu gerilimli enerji devam ediyor. Titreşimimizi yükseltecek ve bize iyi gelen aktiviteler içinde olalım.
Yengeç kabuk değiştirmekten ve değişimden hoşlanmaz. Çok incinebilir olur, yara alabilir bu dönemde…Bizler de öyleyiz şu anda. Tutulmayla birlikte yeni kabuklarımıza, yeni kabımıza, yeni beden titreşimlerine! adım atıyoruz…Bu anlamda da oldukça önemli bir tutulma enerjisi altındayız. Farkında olalım, merkezimizde kalalım, en yüksek ruhsal ve bedensel şifamıza niyet edelim. Güçlü ve olumlu değişimler deneyimleyebiliriz.
Fiziksel ve duygusal olarak nasıl beslendiğimizi ya da beslenemediğimizi fark ediyoruz bu günlerde. Neleri revize etme ihtiyacındayız bu anlamda?
İlk ilişkimiz Ay enerjimizle, annemizle…bu ilişkiyi ve anne rahmi kayıtlarını yuvasını her yere taşıyan yengeç gibi taşıdık…Eski enerjiyi dönüştürerek geleceğe aktarma zamanı artık.
Bu güne kadar gerek soy enerjimizle, gerek çocukluk kayıtlarımızla ilgili hep olumsuzluklara odaklandık ve onları temizlemeye niyet ettik. Tutulmadan önceki bu son gece (30 Haziran Perşembe) karanlıklarımızı “noktalamak” için fırsat var evrenden.
1 Temmuz’da ise, artık dünyasal ve evrensel soyumuzdan gelen olumlu etkilere çevirelim odağımızı. Kapanmış olan çocukluk ışığımızı yeniden açmaya niyet edelim!. Evren bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. İsis bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. Eski sistemin rahminden çıkarak, yeni kabuğumuza, kabımıza, yeni beden titreşimlerine, nasıl bir kozmik tohumsak öyle doğmaya niyet edelim. Fark edelim ya da etmeyelim, bunun etkisini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Anlamaya ve zihnimizle tanımlamaya odaklanmayalım yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı artık…Bundan sonraki dönemde deneyimlerimizi tanımlayabilmek gittikçe zorlaşabilir:J
Sadece izin verelim oluşa ve hep birlikte doğacağımız yeni bir insanlık bilincine doğru yol almaya…
Sevgi ve ışıkla,
Serpil Doğançay
27 Mayıs 2011 Cuma
Kendiniz için yapın!
Hayatınızın bir amacı olsun.
Mantıklı bir strateji geliştirin.
Akıllı kıyaslamalarda bulunun.
Televizyonu kapatın.
Kendinizi olduğu gibi kabul edin.
Mantıklı hedefler belirleyin.
Tereddütteyseniz olumlu düşünmeye çalışın.
Kendinize inanın.
Sorumluklarınızla tek başınıza mücadele etmeyin.
Başarılarınızı es geçmeyin.
Keşkelerle zaman kaybetmeyin.
Gülümseyin.
Hayatınızı tek bir amaca yada kişiye endekslemeyin.
Hayallerinizi paylaşın.
Meşgul olmak sıkılmaktan çok daha iyidir.
Mutluluk görecelidir.
Sizi mutsuz eden olayları ve insanları düşünmekten vazgeçin.
Sahip olduklarınızın keyfini çıkarın.
Kendinizi suçlamayın.
Değerlerinizden ödün vermeyin.
Başınıza gelen her kötü olay geçicidir.
Kendinizi sevin.
Pozitif düşünün.
Eğlenmeyi unutmayın.
Mantıklı bir strateji geliştirin.
Akıllı kıyaslamalarda bulunun.
Televizyonu kapatın.
Kendinizi olduğu gibi kabul edin.
Mantıklı hedefler belirleyin.
Tereddütteyseniz olumlu düşünmeye çalışın.
Kendinize inanın.
Sorumluklarınızla tek başınıza mücadele etmeyin.
Başarılarınızı es geçmeyin.
Keşkelerle zaman kaybetmeyin.
Gülümseyin.
Hayatınızı tek bir amaca yada kişiye endekslemeyin.
Hayallerinizi paylaşın.
Meşgul olmak sıkılmaktan çok daha iyidir.
Mutluluk görecelidir.
Sizi mutsuz eden olayları ve insanları düşünmekten vazgeçin.
Sahip olduklarınızın keyfini çıkarın.
Kendinizi suçlamayın.
Değerlerinizden ödün vermeyin.
Başınıza gelen her kötü olay geçicidir.
Kendinizi sevin.
Pozitif düşünün.
Eğlenmeyi unutmayın.
18 Mayıs 2011 Çarşamba
ATATÜRK hakkında ilginç Bilgiler
* Hiç yurtdısına cıkmadığını, butun liderlerin onu Turkiye de ziyarete geldiklerini,
* Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu,
* Bir geometri kitabı yazdığını. Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasını bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu,
* Bir röportajda "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye sorulur,
Atatürk: "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz". BM yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke biz oluruz dediğini,
* Yıl 1938, General McArthur´un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
"Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal´i görmek için neler vermezdim" dediğini,
* Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı :
"Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk´ tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" dediğini,
* Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı :
"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir"
* Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu,
* Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var.
Ama dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış Üsteğmen Kara Fatma olduğunu,
* `Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landin`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,
* Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina´daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,
* "Minber" adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini
* Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına yazılmasını istediği metni bırakmıştır. Diyor ki: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye´nin lideri Mustafa Kemal Atatürk´ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm" ,
* Yıl 2005, Amerika´nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisi "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk´ ü örnek alsın yeter" dediğini,
VE ATATÜRK :
"Milletimi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gurur duyuyorum."
M. Kemal ATATÜRK
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Beyni Genç Tutmak için
İngiliz The Times gazetesi, Oxford ve Harvard üniversitesi bilimadamları nın
“beyni genç tutmak” üzerine yaptığı araştırmaları yayınladı. Zinde bir beyin için:
Terleyin: Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin
hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.
Balık yiyin: Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek
zekayı attırır. Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein
açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.
Lavanta koklayın: Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında,
çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.
Mola verin: Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür.
Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki
40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.
İyi bir uyku çekin: Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır.
Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.
Sakız çiğneyin: Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece
hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.
Su için: Yüzde 80’i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten
her gün 1.5- 2 litre arasında su içmek gerekiyor.
Kırmızıya bakmayın: Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve
öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.
Sıcak çikolata için: Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı
arırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.
Rock dinleyin: Araştırmalar rock müziğin de, klasik müzik kadar öğrenmeyi ve
konsantrasyonu artırdığını gösterdi.
Rahatlayın: Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza
kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı
yükseltecektir.
Yetenek geliştirin: 6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve
resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ’ları daha yüksek oluyor.
Sınırlı teknoloji: SMS ve e-mail’i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek
zeka seviyesini düşürüyor.
Beyin jimnastiği yapın: Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek
beyninizi zinde tutabilirsiniz.
“beyni genç tutmak” üzerine yaptığı araştırmaları yayınladı. Zinde bir beyin için:
Terleyin: Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin
hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.
Balık yiyin: Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek
zekayı attırır. Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein
açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.
Lavanta koklayın: Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında,
çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.
Mola verin: Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür.
Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki
40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.
İyi bir uyku çekin: Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır.
Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.
Sakız çiğneyin: Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece
hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.
Su için: Yüzde 80’i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten
her gün 1.5- 2 litre arasında su içmek gerekiyor.
Kırmızıya bakmayın: Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve
öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.
Sıcak çikolata için: Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı
arırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.
Rock dinleyin: Araştırmalar rock müziğin de, klasik müzik kadar öğrenmeyi ve
konsantrasyonu artırdığını gösterdi.
Rahatlayın: Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza
kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı
yükseltecektir.
Yetenek geliştirin: 6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve
resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ’ları daha yüksek oluyor.
Sınırlı teknoloji: SMS ve e-mail’i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek
zeka seviyesini düşürüyor.
Beyin jimnastiği yapın: Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek
beyninizi zinde tutabilirsiniz.
27 Şubat 2011 Pazar
Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...
Zümrüd-ü Anka Efsanesi:
Efsaneye göre , kuşların hükümdarı olan Simurg (zümrüd-ü anka kuşu)
Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması
ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir...
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.
Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.
Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte
Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.
Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi...
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.
Yorulanlar ve düşenler olmuş...
"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar...".
"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden...
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.
30 kuş anlamış ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine yapılan yolculuktur.
Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...
Efsaneye göre , kuşların hükümdarı olan Simurg (zümrüd-ü anka kuşu)
Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması
ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir...
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.
Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.
Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte
Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.
Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi...
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.
Yorulanlar ve düşenler olmuş...
"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar...".
"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden...
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.
30 kuş anlamış ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine yapılan yolculuktur.
Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.
Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...
11 Şubat 2011 Cuma
yaşamsal sırlar
1- Aklını kullan.
2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun.
4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
6- Güvenmediğin biriyle asla çıkma.
7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
9- Kimseye yalvarma.
10- Asla dönüp de arkana bakma.
11- Sır tutmasını bil.
12- Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla sevgilin için satma.
13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin.
14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama.
16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma.
18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme.
20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
21- Kendini öven insanlardan kaç.
22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
27- Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
31- Kendini sev.
32- Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
36- Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil.
37- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
38- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun.
4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
6- Güvenmediğin biriyle asla çıkma.
7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
9- Kimseye yalvarma.
10- Asla dönüp de arkana bakma.
11- Sır tutmasını bil.
12- Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla sevgilin için satma.
13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin.
14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama.
16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma.
18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme.
20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
21- Kendini öven insanlardan kaç.
22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
27- Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
31- Kendini sev.
32- Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
36- Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil.
37- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
38- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)