9 Aralık 2010 Perşembe

Beden Dili - Doğru ve Etkili İletişim

İnsanlığın temel dürtülerinden biri olan “topluma ait olma hissi”,  çağlar boyunca iletişimi zorunlu kılmıştır. Tarih öncesi devirlerde, çeşitli sesler ve hareketlerle iletişim sağlanmıştır. İnsanlığın zaman içerisindeki evrimiyle sesler önce hecelere, sonra sözcüklere, cümlelere ve en sonunda dillere dönüşmüş, hareketler ise, ne yazık ki, iletişimde zamanla daha az farkedilen bir konuma gelmiştir. Yine de insanoğlu bu eski dilini hiçbir zaman unutmamış ve sözcüklerini daima hareketlerle bezemiştir. Beden dili, birçoğumuzca istemsiz olarak kullanılıyor ve sadece bilinçaltı tarafından algılanıyor olsa da, bu dilin iletişim içerisinde olduğumuz kişinin beş duyusuna da hitap edebilmek ve etkin bir izlenim elde edebilmek açısından önemi büyüktür. Beden dilini incelemek kişiyi, insanların zihnini okuyabilen biri haline getirmediği gibi, onların hareketlerinden gizli düşüncelerini öğrenme yeteneğini de kazandırmaz. Beden dili, bize bilinçaltımızla konuşmayı ve onu anlamayı öğretir;  bu yüzden çok güçlü bir iletişim aracıdır. Aşağıda, sağlıklı ve özgüvenli bir iletişim için beden dilinin nasıl kullanıldığını, biraz da esprili olarak açıklamaya çalışacağım:

  •  Selam verirken veya tehdit altındayken avuç içinin karşıdakine dönük olarak kaldırılmasının sebebi; bilinçaltında o kişiye güven aşılama isteği bulunmasıdır. ( - Bak elimde taş, sopa falan yok. Benden sana zarar gelmez.)  
  •  Konuşulan konudan hoşlanmamışsak veya o konuyla ilgilenmiyorsak kollarımızı kavuşturmamızın bilinçaltındaki sebebi; yaşamsal önemi olan organlarımızı güvence altına alma isteğidir. ( - Gerginim. Bu konularla ilgilenmiyorum, o yüzden içime döndüm ve kendimle ilgileniyorum. )
  • Sürekli saçla, takılarla oynamak, ritm tutmak, kalem çevirmek, etrafa bakınmak; huzursuzluğun ve azalan dikkatin belirtileridir. ( - Bitse de kurtulsam… Şu proje işini nasıl yapsak acaba? )
  •  Yumrukları sıkmak, yüzü sebepsiz yere ekşitmek, diş gıcırdatmak; artan stresin ve olumsuzluğun habercisidir. ( - Zor dayanıyorum. Biraz daha konuşursa ne yaparım bilemiyorum. )
  • Vücudun genel duruşu da, o anki ruhsal durumumuz hakkında ipuçları vermektedir. Örneğin kamburun çıkarılmadığı, dik ve dengeli bir duruş; kişinin özgüvenli, fiziksel ve ruhsal anlamda sağlıklı ve dinç olduğu etkisini bırakır. ( - Sağlıklıyım. Güçlü biriyim. İşine yarayabilirim. Ne dersin? ) 
  •  Omuzların düşük olduğu, vücut ağırlığının önde toplandığı, başın öne düştüğü duruş karamsarlık ve çekingenliği temsil etmektedir. Bu konumdayken elleri dibine kadar ceplere sokmak ise bedenle temas haline geçip iç gerginliği azaltmak içindir. ( - Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum. Şu anda ıssız bir adada tek başıma olmayı ne çok isterdim!)
  •  Göğüs gerilerek, ayaklar açılarak vücut alanının arttırıldığı, başın yan arkada, başparmak dışarıda olmak üzere ellerin ceplerde tutulduğu konumda; kişi kendine olan aşırı güvenini yansıtmaktadır ve bu pek hoş karşılanmaz.  (-Aranızdaki en iyisi benim. Ben her işi hallederim… Müthişim…)
  • Konuşurken göz temasından kaçınılması, boş boş ve sabit bir noktaya bakma, ellerle ağzın örtülmeye çalışılması kişinin büyük ihtimalle yalan söylediğinin göstergesidir. ( - Senden kaçıyorum. Gözlerimin yalanımı açığa vurmasından koruyorum ve bu sözlerimin sorumluluğunu üstlenmiyorum. )
  • Tokalaşırken de insanlar birtakım özelliklerini gösterirler. Güvenli ve dengeli bir tokalaşmada eller yere dik olacak biçimde tutulmalı, ne halsiz bir şekilde bırakılmalı ( - Ben bir ölü balığım. Hiçbir şey için halim yok ve kimseye fayda sağlayamayacak kadar güçsüzüm. ), ne de çok fazla sıkılmalıdır. ( - Seni ezerim. Çok güçlüyüm. )Ayrıca elin yukarıdan ve avuç içi aşağıya dönük olarak uzatılması üstünlüğün sembolüdür. Karşısındaki kişi tam tersi şekilde elini uzatarak yanıt veriyorsa; bu o kişinin üstünlüğünün kabul edildiğinin göstergesidir.       
  •  Beden dilinin yanı sıra kıyafetlerin, aksesuarların ve genel görünümün de izlenimdeki etkisi büyüktür. Örneğin; bayanlarda saçı sıkı sıkı toplamak ciddiyetin simgesi iken, kısa saç sıradışılığı, çok uzun saç ise özgürlüğü simgeler. Kol düğmeleri, kravat iğneleri ve saat gibi aksesuarlar kişinin yaşam tarzı hakkında büyük ipuçları verebilir. Taşınan çantanın statü belirtileri ise artık klişeleşmiştir (okul çantası, bayan çantası vs.). Kıyafetlerin temizliği, ütüsü, ayakkabının boyalı olup olmaması, parfüm ve makyaj da çeşitli etkiler bırakmaktadır. Kişinin kıyafetlerine gösterdiği özen, doğrudan kendisine verdiği değer olarak algılanmakta ve kişi bu algı doğrultusunda değerlendirilmektedir. Öte yandan tatil günlerinde ve piknik gibi aktivitelerde abartılı bir şıklık ve makyaj; o kişinin amacının aksine olumsuz bir imaj oluşturabilmektedir. Her zaman “Ben buradayım!” diye bağıran parfüm veya traş losyonu kullanmak ise, hem rahatsız edicidir, hem de bir süre sonra dikkat çekiciliğini kaybetmeye mahkumdur.  

Beden dili günlük hayatımıza farklı bir bakış açısı kazandırırken, kendimizi daha yakından tanımamıza yardımcı olur.Vermek istediğimiz izlenim için gerçek bir destektir ve onun yardımıyla oluşturduğumuz imaj daha geçerli ve kalıcı olacaktır. Ayrıca iş hayatında bizi daha prestijli bir konuma getirip, elde ettiğimiz imajı sürdürmemize yardımcı olabilir. Yeter ki, kişiler sahip oldukları bu evrensel dile yeterince ilgi göstersin; doğa burada da cömertliğini gösterecektir ve birey karşılığını fazlasıyla alacaktır.         

Kaynak: Beden Dili; Prof. Dr. Acar Baltaş, Zuhal Baltaş

5 Aralık 2010 Pazar

Aurayı Korumak…


Hepimiz bir başkası tarafından tüketildiğimizi hissetmişizdir. Birisiyle yüz yüze ya da telefonla konuşursunuz ve konuşma bittiğinde kendinizi yorgun hissedersiniz. Tükenmişsinizdir, enerjiniz bitmiştir, mideniz ağrıyabilir vb. Yaşadığınız, bir enerji tükenmişliğidir.

Bazıları diğerlerinden enerji çekerler ya da emerler. Bu durum, genellikle kişinin bunu algılamamasından kaynaklanır. Çoğunlukla kendi enerjilerini yaratacaklarına, sizin enerjilerinizi çekip kendilerininkinin yerine koymaktadırlar. Konuşma bittiğinde ya da sizden ayrıldıklarında onlar kendilerini daha iyi hissedeceklerdir. Ancak bu onlara sizin enerjinizi alma hakkını vermez, buna izin vermemelisiniz.

Bu onları vampirlikle suçlamanızı ve sizden enerji çektikleri için bir daha onlarla konuşmayacağınızı söylemenizi gerektirmez. Bunu yaparsanız, o kişi "kafayı yediğinizi" düşünecektir. Bu durumda, sorun sizin açınızdan çözümlenmiş sayılır; o kişi bir daha sizi görmek istemeyecektir/Hâlâ birçok insan enerjinin süptil özelliklerine açık değildir; onlarla ilgilenirken bunu hatırdan çıkarmamalısınız.

En kolayı, herhangi bir şey söylemeden sadece durumu düzeltmektir. Bir başkası enerjinizi paylaşmaya kalkarsa bunu kontrol edebilirsiniz. En basit yöntemlerden birisi, enerji akışınızı kapatmaktır. Bedeninizde ve çevrenizdeki aurik alanınızda akan enerji dalgaları vardır. Bunlan kapatarak sadece bedeninizde ve kendi aurik alanınızda dolaşımı sağlayabilirsiniz. Enerjilerinizin auraruzın dışına kaçmasını önleyebilir ve auranızın başkalarının enerjisi tarafından çekilmesini engelleyebilirsiniz.

Tüm yapmanız gereken bir aşağıda çizimde gösterilen pozisyonu almaktır. Ayaklarınızı bileklerinizden çaprazlayın ve başparmaklarınız ile parmaklarınızı birleştirin (isterseniz sadece başparmaklarınızı ve işaret parmaklarınızı kullanabilirsiniz). Bu duruş akınımızı kapatır ve enerjiniz dışarı akmaz.

Sizi rahatsız eden arkadaşınızla bir daha karşılaştığınızda bu işlemi uygulayın. Sadece ellerinizi kucağınıza koyun, parmaklarınızı birleştirin (birbirine değdirin) ve ayak bileklerinizi çaprazlayın. Çok basit bir işlemdir ve kimsenin dikkatini çekmez. Bu işlemi telefonda konuşurken de yapabilirsiniz.

Bunu yaparsanız, etkileşimler açısından arkadaşınız aracılığı ile geri besleme alabilirsiniz. Şöyle eleştiriler alabilirsiniz: "Her zamanki gibi kibar değilsin", "Her zamanki gibi açık değilsin", "Acaba bana kızmış olabilir misin?" vb. Bunun kızgınlıkla bir ilişkisi yoktur. Onlara her zamanki gibi nazik konuşuyor olacaksınız. Yapmadığınız şey ise, onların enerjilerinizi almalarına izin vermektir! Sadece sizi tüketmelerine izin vermiyorsunuz. Sizden eskisi gibi enerji ememedikleri için bir şeylerin yanlış olduğunu düşünürler. Kimsenin sizin izniniz olmadan enerjinizi alma hakkı yoktur.

Aurayı Korumak - Ted ANDREWS - yayınevi:Meta

Dünyada Bir Fark Yaratmanın 8 Yolu

1. Her şeyin – insanlar, mekanlar ve durumlar – söyleyecek bir şeyi vardır. Sözünü kesmeden veya dikkatinizin dağılmasına izin vermeden gerçekten dinlemek diğer insanların ve dünyanın gereksinimlerini öğrenmenin ve anlamanın an basit yoludur. 

2. Kalbinize dokunan bir neden için gönüllü olarak zaman ayırın veya paranızı bağışlayın. Yaşlı bir hastaya kitap okuyun veya yardım derneklerine yeni kitaplar alın. Aşevinde çalışın veya bir gıda armağanı gönderin. Büyük veya küçük olması önemli değil, katkınız bir çok insanı pozitif olarak etkileyecektir.

3. Doğayı kucaklayın ve başkaları için dünyayı güzelleştirin. İnsanların ruhlarını yükseltmek için, bahçenizi güzel tutun veya halka açık bir yerde çiçekler ekin ve onlara bakın. Bir parkta birinin ismi adına bir ağaç ekin veya bağışlayın. Vahşi hayvanlara bir armağan olarak, bahçenizi sık çalılıklarla ve doğal böcek ilaçları kullanarak hayvan dostu yapın.

4. Enerjiniz başkalarını etkiler, bir ışık feneri olmayı seçin. Evinize, çevrenize, ülkenize ve son olarak dünyaya iyiliği, mutluluğu ve huzuru yansıtın. Etkiler binlerce kilometre öteden hissedilir.

5. Gülümseyin, dünya da sizinle gülümsesin. Bir yabancının gözleriyle karşılaştığınızda, parlak bir gülümseme gönderin, o anda çok iyi hissetmeseniz bile. Yabancınız şaşırabilir, ama günü (ve sizin gününüz) daha parlak olur.

6. Hayvanlar insanlar kadar keskin şekilde sevgi yoksunluğu hisseder. Pet marketten bir hayvan satın almak yerine, yerel bir hayvan sığınağından bir hayvan edinin. Eğer hayatınızda bir hayvana yer yoksa, hayvanlara gereksinim duydukları sevgiyi vererek bir öğleden sonrasını bir hayvan sığınağında gönüllü olarak geçirin.

7. Başka birinin özsaygısını geliştirmesine yardım edin veya basitçe onlara özen gösterdiğinizi gösterin. Bir iltifat yapın, dostça bir mektup gönderin ya da birine onu düşündüğünüzü söyleyin. Uzun – vadeli tanıdıklar ile teması sürdürmek ve yeni dostluklar geliştirmek için çaba gösterin.

8. Bir rol modeli olun. Başkalarının kendilerini değiştirmelerini istemek yerine, kendi görüşünüzü ve davranışınızı değiştirin. Bir rol modeli bir ilhamın, umudun ve kendine – saygının kaynağı olabilir. Ya da bir rol modelinin sorumluluklarını alın ve rehberliğe gereksinim duyan çocuklara veya bir dosta ihtiyaç duyan bir yetişkine ulaşın.

Friends Everlasting

“Melek Ilaci"

Doreen Virtue'nün “Melek Ilaci Kitabi”ndan 

Kalabalık yerler gibi düşük enerjili bir yerde/durumda olacağınız zaman veya hasta ya da kızgın insanların etrafında olduğunuz zaman kendinizi korumanız önemlidir. Kendinizi korumak için, kendinizin seçtiğiniz renkte bir ışıkla tamamen çevrelendiğinizi imgeleyin, düşünün veya görün. 

Ayrıca başkalarını veya araçlar veya evler gibi nesneleri de ışık ile koruyabilirsiniz. Koruyucu kalkanlar yırtılır, bu nedenle bunu yaklaşık her 12 saatte bir yeniden uygulamaya ihtiyacınız olur.

Beyaz Işık : Suç veya fiziksel saldırıya karşı korunma için iyidir. Etrafınıza ilave melekleri davet eder.

Pembe Işık : Pembe ışık kalkanı negatifliğe karşı korur. Negatif – zihinli, şikayetçi veya dedikoducu insanların yanında olduğunuzda yardımcıdır, pembe ışık kalkanından sadece sevgi nüfuz edebilir.

Yeşil Işık : Fiziksel şifa kalkanı. Yaralanmış veya hasta olanlar için yeşil ışık kalkanı kullanın.

Mor Işık : Psişik korunma. Psişik saldırı ve varlıklara karşı koruma sağlar.

Ayna (yansıtıcı) küre : Saldırıya açık hissettiğinizde veya çakralarınız açık ve berrak olduğunda ve yabancı kalabalıklar veya yoğun bir iş toplantısı gibi kaba/sert enerjiye gireceğiniz zaman, kendinizi ayna şeklinde bir kürenin içine girerken görün veya hissedin. Tüm negatif enerji küreden geri yansır.

Kurşun kalkan : Bir mücadele/kavga başlayacağı tahmin edildiğinde veya kendinizi ekstra saldırıya açık/hassas hissetiğinizde negatifliğe karşı koruma sağlar. Kendinizin hiçbir şeyin nüfuz edemeyeceği hafif kurşun metalle tamamen çevrelendiğinizi görün veya hissedin.

2 Aralık 2010 Perşembe

İyi İletişim Kurabilmenin Püf Noktaları

-Güler yüzle karşılayın 
-İçten ve samimi bir ilgiyle dinleyin 
-Kendinizi karşınızdakinin yerine koyun 
-Karşınızdaki insanı konuşması, gülümsemesi, belirli ifadeleri tekrarlaması için cesaretlendirin. 
-Onu dinlediğinizi ve izlediğinizi belli edin. 
-Destekleyici konuşmalar yapın:
-Karşınızdakinin yüz ifadesini, mimiklerini ve beden dilini dikkatle izleyin ve anlamaya çalışın.
-Karşınızdaki kişiyle onun anlayabileceği bir dilden konuşun.
-Önce muhatabınızın konuşmasına izin verin.
-Tek sözcükle cevaplanabilecek sorular sormayın. Açık uçlu soruları tercih edin.
-Görüştüğünüz kişinin ilgisini çekebilecek türde sorular sorun.
-Gerektiğinde sessiz kalmayı bilin.
-Uzlaşma içinde olun.
-Muhatabınızın kendine olan inancını güçlendirin.
-Yargılayıcı olmayın.
-Mümkün olduğunca dakik olun.

İletişim Ne Zaman Yanlış Gitmeye Başlar?
Acelemiz olduğu zaman,
Rahatsız edildiğimiz zaman,
Yanlış anlaşılmalarda,
Birden fazla kişi ile aynı anda görüşüldüğü zaman,
Biz ya da karşımızdaki sinirli olduğumuz zaman.

30 Kasım 2010 Salı

"İstemek, 'İstiyorum' demek değil, harekete geçmektir."A.Maurrois

Hayatım da ilk önce SEVMEYİ öğrendim, çünkü sevdikce kendimi iyi hissettiğimi öğrendim.
AFFETMENİN ne olduğunu anladım ve afetmenin aslinda yeni insanlar kazandırdığını gördüm...
Birisini HATIRLAMANIN aslında ufak bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu biliyorum artık!
Birisini kırdıktan sonra ÖZÜR DİLEMENİN aslında beni ben yaptığını anladım.
"SEN BENİM İÇİN ÖNEMLİSİN" kelimesinin verilecek en büyük hediye olduğunu buldum.
Bir yerden sonra KELİMELERİN mana ifade etmediğini biliyorum.
MUTLU OLMANIN aslında bir kedinin güzel bir anını yakalamak kadar basit oldugunu anladım.
KAÇIRDIĞIM FIRSATLARIN aslında bana yeni fırsatlar yarattığını gördüm.
Yıldızların benim için parladığını hissediyorum.
GÖZLERİN kelimelerden daha önemli olduğunu ve yalan söylemediklerini biliyorum
Hayatımda YANIMDA GÖRMEK istediklerimi yanımda göreceğim çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.
YASAMIN YASAMAYA DEGER OLDUGUNU VE ISTERSEM MUTLU OLACAGIMI biliyorum...

29 Kasım 2010 Pazartesi

" DÜŞÜNCE "

İnsan bir eyleme geçmeden önce ilk zihninde tasarlar ve sonuca ulaşmak için düşünür ve düşündüğünü yaratır. Bilinç düzeyindeki eylemde insan üzerinde düşündüğünün farkındadır.
...Bilinç farkında olmaktır, acı duyduğumda, zevk aldığımda, güneşli bir günde kır çiçeklerini seyrettiğimde, bir meyvenin tadını aldığımda, çiçeklerin kokusunu hissettiğimde, bir müzik dinlediğimde, hareket ettiğimde, konuştuğumda, tüm duyularımın farkındayımdır.
Bilinçaltı eylemler ise insanın bilinç düzeyinde algılaması dışında gelişen eylemleridir, bilinçaltı düzeyinde beden fonksiyonlarını otomatik olarak yürütür (nefes almak, yutkunmak gibi).
Bilinç emirler verir, bilinçaltı verilen emirleri uygular. Bilinçaltı düşünceleri kaydeder ancak düşünülenin olumlu ya da olumsuz olması onu ilgilendirmez. Düşüncelerin iyi ya da kötü olduğu ile ilgili yorum yapmaz, taraf tutmaz, yargılamaz. Bilincin düşünce olarak yarattığı emirleri yerine getirmekle görevlidir sadece. Bilinçli olarak düşündüğümüz her şey bilinçaltına kaydedilir.
Bilinçaltımız teyp kasetinin özelliklerine sahiptir, bilinçaltının tek görevi kayda almak, saklamak ve kendisinden istendiğinde sakladığı bilgiyi çok daha güçlü olarak geri vermektir.
Bilinç ve bilinçaltı olarak algılamaya çalıştığımız düşünce aslında bir bütündür. Bilinçaltımız uyumaz, bilinçaltımız dinlenmez o her zaman görevinin başındadır. Düşünce gücümüzle bir hedefi net olarak belirler ve bilinçaltımıza aktardığımızda onun yaratıcı gücünü görürüz.
Bilinçaltımız kendine gelen her tür düşünceyi iyi kötü ayırımı yapmaksızın kabul eder bu yüzden olumlu veya olumsuz her düşünceye daima açıktır. Olumsuz düşünceler, sonunda olumsuzluk üretir, hastalıkla ilgili düşünceler hasta bedenler yaratır.
DiLDE kullandığımız her söz, düşüncelerimizdeki her duygu şimdiki andaki yaşamı algılayışımızı belirler. Yaşama bakış açımız, arzularımız, taleplerimiz, ilgi alanlarımız, insanlarla ilişkilerimiz bizi bize yansıtır. Deneyimlediğiniz yaşam koşullarının içsel nedenlerini bulmaya çaba sarf edin. Kendinize zaman ayırın, yaşamınızda yeniye yer açın, düşüncelerinizi serbest bırakın.


İNSAN DÜŞÜNDÜĞÜ KADARDIR

Bizlere yaratma gücü verilmiştir.
Düşüncelerinin yaratıcısı olarak insan kendi kişiliğini, ihtiyaçlarını, çevre koşullarını kendisi belirler. İnsan içinde bulunduğu durum ve olayların çevresel koşullardan kaynaklandığını düşünsede yaratılan koşullar insanın düşünce biçiminden kaynaklanır.
Yaşantımızda her ne yaşıyorsak ki bunlar; sevinç, neş'e, keder, umutsuzluk, kaygı, kin, nefret ya da korku olabilir, yaşadığımız bu duygular bilinçaltımız tarafından kaydedilir ve bilinçaltı geri bildirim için bizlere düşünce yapımıza göre uygun ortam ve koşulları hazırlar. İnsan düşündüğü kadardır ve insanın dışı ne ise içide aynıdır, her insanın yaşadığı ve duyumasadığı Dünya kendi algıladığı kadardır. Yaşama olumlu bakan, olumlu düşünen için yaşam ne kadar kolay sa, olumsuz düşünen için yaşam bir okadar da zordur.
OLUMLU Düşünce modeli sağlıklı bir ruh ve beden halidir - OLUMSUZ Düşünce modeli ise Hastalıklı bir Beden ve Ruh halidir, ZİRA HASTALIK DÜŞÜNCEDE başlar. Kendi inanç ve tutumlarımız bizim kim olduğumuzu ve ne olacağımızı belirler.

DÜŞÜNMEDEN, ALIŞKANLIK OLARAK KULLANDIĞIMIZ SÖZLER BİZE YARINLARIMIZI HAZIRLAR

Gündelik hayatta sarf ettiğiniz sözlerinize bugün dikkat edin. İşte size birkaç örnek;
Çok sıkıcı bir gün, herşey beni boğuyor, yine şanssız bir günümdeyim, hiç halim yok, herşeyden nefret ediyorum, bugün kötü günümdeyim, ben hastayım, ben salağım, benim hiç şansım yok, ben hiçbirşeyi yetiştiremiyorum(para, iş) , derdimi anlatamıyorum, ben kadersizim, beni kimse sevmiyor, beş parasızım, hiç umutlu değilim, herşey boş, ben herzaman kaybedenim, ben hiç bir işi doğru yapamam, ben aptalın tekiyim vb. Bu sözler size tanıdık geliyormu?
Birçok insan farkına varmadan yapar bunu. Bizler bu tür olumsuz sözleri çocukluğumuz dönemi itibariyle değişik kaynaklardan öğreniriz; aile fertlerimiz, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, medya kanalıyla, toplumun koyduğu kurallar ve ön yargılarla öğreniriz. Toplumun, çevremizin aile fertlerimizin verdiği bu olumsuz düşünceleri kendi kendimize söylemeye başladığımızda bunlara inanmaya başlarız. Bunun yanında kendi kendimize bazı olumsuz duygu ya da düşünce üretmeye başlarız.
Bazı olumsuz sözleri yaşama daha çok olumsuz bakan bazı insanlar kendileri hakkında devamlı söylerler. Birçok insan kendileri hakkında söyledikleri bu olumsuz sözlere doğru olup olmadığını bakmaksızın inanırlar. Mesela bir sorunun yanıtına yanlış cevap verdiğinde hemen kendi kendine" ben aptalın tekiyim" diyen gibi.
Bu türde olumsuz söylemlerde kendi sözlerinize dikkat edin, nerelerde kendiniz hakkında olumsuz sözler söylüyorsunuz, bir bloknot edinin ve birkaç gün boyunca bu tür söylemlerinizi not edin. Bazı insanlar olumsuz söylemleri daha çok hasta olduklarında, yorgun olduklarında ya da çok stres altında olduklarında söylerler. Olumsuz sözlerin farkına vardığınızda "SÖZLERİN" gerçek olup olmadığının farkına varın. Kendinizi iyi hissettiğiniz bir zamanda not ettiğiniz olumsuz sözler için kendinize şu soruları sorun.

Bu duygu, bu düşünce gerçekten doğru mu?

Bunu birisi birbaşkaşı için söyleyebilirmi? Eğer söyleyemezse peki ben neden kendime söylüyorum

Bu tür düşünceden kendimi nasıl koruyabilirim? Eğer ben kendimi hasta edecek duruma sokuyorsam bu tür olumsuz düşünceyi neden bırakmayayım?

Bir sonraki süreç kendinizle ilgili olumlu ifade kullanmaya başlamanız olacaktır. Olumsuzun yerine olumlu söz. Olumlu ve Olumsuzu bir arada düşünemezsiniz. Kendiniz hakkında olumlu düşündüğünüz zaman olumsuzu düşünmezsiniz. MUTLU, SEVGİ DOLU, SAKİN, RAHAT, HUZURLU, İSTEKLİ, İÇTEN Kelimelerini yaşantınızda harekete geçirin. Serbest bırakma, Çaba Göstermeden kelimelerini kelime haznenize alın. ÇABA GÖSTERMEDEN Kelimesi "kolay, gayretsiz ve neşeyle yaratır.
ÜZGÜN, ENDİŞELİ, KORKMUŞ, YORGUN, SIKINTLI, YOK, ASLA, YAPAMAM, HİÇ BİR ZAMAN kelimesini içeren cümleler kullanmayın. Çok üzgünüm, çok kederliyim, çok dertliyim, çok hüzünlüyüm. Bu kelimeler; sizin karakterinizi, sizin bilinç halinizi, egonuzu, ruh halinizi- kim olduğunuzu tanımlar. Aynı şekilde; HASTALIK kelimesi için de geçerlidir. Hastayım, Yorgunum, Bitkinim, Kendimi Kötü Hissediyorum, Enerjim Tükendi, Güçsüzüm
Olumsuz düşünceyi, olumlu düşünceye çevirebilirsiniz —
* Her olumsuz düşüncenin farkına vardığınızda bunun tam karşıtı olumlu düşünceye çevirmeye dikkat edin. Hemen üç kez iptal-iptal-iptal deyin ve olumlu söze çevirin
* Sürekli olumlu düşünceleri kendi kendinize tekrarlayın. İmkân bulduğunuz zamanlarda yüksek sesle tekrarlayın,
* Kâğıda yazın. Yazın ve altına imzanızı atın. Görebileceğiniz yerlere " buzdalabı üzeri, ayna üzeri, banyo, bilgisayarınızın üzeri" gibi görebileceğiniz yerlere asın. Her gördüğünüzde defalarca okuyun.


OLUMSUZ DÜŞÜNCE
OLUMLU DÜŞÜNME

Ben hiçbirşeye layık değilim
Ben değerliyim

Ben hiçbir şeyi başaramıyorum
Ben birçok şeyi başarıyla sonuçlandırıyorum

Her zaman hata yaparım
Birçok şeyi iyi yaparım

Ben aptalım.
Ben akıllıyım

Ben iyi hayatı hak etmiyorum
Ben iyi ve sağlıklı hayatı hak ediyorum

Kendimi kötü hissediyorum
Kendimi çok iyi hissediyorum

Benim hiçbir işim doğru gitmez.
Ben her işimi çaba sarfetmeden yaratırım


"ŞİMDİ" YARATMA

Kendi yarattığımız söz ve düşünce modeli ile içinde bulunduğumuz anın yaratıcısı ve kahramanı kendimizdir aslında. Bizim geçmiş olarak düşündüğünüz olaylar Şimdi olan "an"ın zihnimizde depolanmış anısıdır. Biz geçmişi düşündüğümüzde, geçmişte olan bir anıyı yeniden ŞİMDİKİ AN'da yaratırız. Bizler geleceği düşündüğümüzde yine içinde bulunduğumuz ŞİMDİKİ "AN" da yaratırız. Dünün düşüncesi bize bugünü yaratır, bugünün düşüncesi ise bize yarını hazırlar ve bizler kendi söz ve düşüncelerimizle geleceği yaratırız.
Şimdi şu anda neyi yaratmak istiyorsunuz! ,sakin bir ortamda içinize dönün ve şu soruları kendinize sorun;

Sağlık mı? Para mı? Huzur mu? Başarı mı? Aşk mı? Önceliğiniz nedir, ilk önce belirleyici olun.

Bir günlük tutun, duygularınızı ve düşüncelerinizi bu günlüğünüze yazın. Düşünceleriniz nerelerde dolaşıyor, korkuda mı yoksa sevgide mi? Zihninizi izleyin, hangi duygu içerisindesiniz. Olumlu düşünce gücü SEVGİ, olumsuz düşünce gücü ise KORKUDUR, sevginin olmadığı yerde sevgisizlik değil korku vardır. Sevginin olduğu yerde ise korku barınamaz. Bizler ya severiz ya da korkarız zira sevginin zıttı korkudur.
Krishnamurti şöyle der; Düşüncenin kendisi korkunun kaynağıdır. Düşünce zamandır, yarının düşüncesi haz ya da acıdır. Düşünce eğer haz verici ise bunu izler ve bunun bitmesinden korkar. Acı verici olduğundaysa bundan kaçınmak korkuyu doğurur. Dünkü acıyı düşünmek, dünkü acının anısını içeren düşünce, yarın yeniden acı çekme korkusunu yansıtır. Dolayısıyla korkuyu oluşturan düşüncedir. Düşünce korkuyu doğurur, düşünce aynı zamanda hazzıda besler. Korku olduğu sürece mutsuzluk kaçınılmazdır. Korkudan herhangi bir şekilde sakınmak yalnızca onu arttırır ve güçlendirir. Korkudan KAÇINMIYORUM, SAKINMIYORUM, BASTIRMIYORUM, DİRENMİYORUM Yalnızca seyrediyorum. Seyrediyorum, korkunun farkındayım.
Sizin korkuya sebep olan düşünceleriniz nelerdir, KORKULARINIZIN farkına varın. SEVİLMEME mi, GÜVENSİZLİK mi, GÜÇSÜZLÜKmü, DEĞERSİZLİK mi, KAYBETME mi,YETERSİZLİK mi, BAŞARISIZLIK mı, YANLIZLIK mı, ÇARESİZLİK mi, PARASIZLIK mı, veya ÖLÜM mü? Hangi duygu ve ruh hali içerisindesiniz!
Benim içimde şu anda neler oluyor? Bunu dürüst olarak kendinize sorun. Korkularınızı yazın, beni ne korkutuyor? Doğru düşünme ve hissetmeyi yaratma sürecinde bir kararlılık sergilediğimizde, içimizde olanın değişikliği, dış dünyamıza da yansıyacaktır.
OLUMLU DÜŞÜNÜN VE OLAYLARI DÜŞÜNCEDE SERBEST BIRAKIN, YAŞAMINIZDA BİR BOŞLUK YARATIN. YARATILAN BOŞLUK YERİNE MUTLAKA DOLACAKTIR.



DÜŞÜNCE BİR ENERJİ FORMUDUR

Enerji moleküllerden, moleküller atomlardan, atomlar ise atom altı parçacıklardan oluşmuştur. Tüm madde ve varlıkları oluşturan temel yapıtaşı saf bir "enerji" olduğuna göre aslında evrende "cansız" hiçbir şey yoktur.
Maddenin olabilecek en küçük taneciklerinin kuantum tanecikleri olduğu saptanmıştır. Kuantum titreşimlerinden, kuantum tanecikleri, onlardan proton, elektron, nötron, atom, onlardan da molekül, hücre, dokular, organlar ve insan denilen mükemmel varlık ortaya çıkar.
Gördüğümüz, dokunduğumuz kütlesi olan madde; enerjinin düşük frekansta titreşimidir ve enerji frekansı titreşim hızı yükseldikçe bizler tarafından görülmez, duyulmaz, dokunulmaz hale gelir.
İnsan hücrelerindeki atomlar, nötronlar, elektron ve protonlardan meydana gelmiştir, kendi titreşim hızı düşük olduğu için kendini katı bir kütle olarak algılar ancak insan bedeni sadece fizik bedenden meydana gelmemiştir. Fizik bedenin beş duyu organı ile algılayamadığı çok daha yüksek frekanslarda titreşen enerji bedenlerine sahiptir.
Zihin, kuantum titreşimleri halinde enerji yüklü bir potansiyeldir ve uygun gördüğü emirlerle düşünceyi, maddeye dönüştürebilir.
Örnek verecek olursak; Diyelim ki siz köpeklerden korkuyorsunuz. Yolda yürürken karşınıza bir köpek çıkıyor, köpeklere karşı duyduğunuz bu korku duygusu ile bedeniniz hemen o saniyede adrenalin salgılamaya başlar. Aynı saniye içerisinde sempatik sinir sisteminiz bir anda kan basıncınızı yükseltir ve kalp atışlarınız artar ve ya oradan hemen kaçarsınız ya da kaçmaya çalışırsınız.
Bu örnek Adrenalin denilen bir molekülün, madde olmayan, zihin düzeyindeki bir düşüncenin nasıl maddeye dönüştüğünü göstermektedir. Korku, mutluluk, hüzün, hepsi maddeye dönüşür. Düşünce gücü bir enerji formudur.

ZİHNİ SAKİNLEŞTİRMENİN YOLU NEFES ve MEDİTASYON

1- NEFES Yaşam demektir, NEFES HAYATTIR.
Nefes alma, bedenle zihin arasında ve bilinçle bilinçaltı arasında bir köprüdür. Doğru nefes, bedenle zihnin ve bilinçle bilinçaltının uyumunu sağlar. Doğru nefes alışverişi insanın sağlam bir sinir sistemine, dengeli bir zihne ve huzurlu birisi olmasını sağlar.
Sağlığın temeli, sağlıklı bir kan dolaşımının vücutta hayat bulmasıdır zira oksijen ve besinleri vücudun tüm hücrelerine taşıyan kan sistemdir.
Nefes hücrelere oksijenin gitmesini sağlar, vücudu koruyan beyaz hücreleri içeren lenf (akkan'ın) sıvısının akışını da ayarlar. Derin nefes, vakum gibi kan dolaşımı aracılığıyla lenfi çeker ve vücudun toksinleri yok etme hızını artırır. Nefes alırken, tüm toksinlerin dışarı atılabilmesi için karın bölgesinin en altından (hara- göbek deliğinin altında) nefes almaya başlanmalıdır.

Yaşamımıza can veren nefes eksildiğinde yaşam süremizde eksilme anlamına gelir, nefesinizi izleyin ona odaklanın, onu duyumsayın.