26 Ocak 2011 Çarşamba

Amaçlarla araçları birbirine karıştırmamalıyız

Büyük kedi kuyruğuyla oynayan küçük kediye sordu: "Neden kuyruğunu kovalayıp duruyorsun?" Küçük kedi: "Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruğum olduğunu öğrendim. Kuyruğumu kovalıyorum, kovalıyorum… Sonunda onu yakaladığım zaman biliyorum ki mutluluğu da yakalamış olacağım" dedi. 

Bu cevaba gülümseyen yaşlı kedi şöyle cevap verdi: "Gençken bende senin gibi mutluluğun kuyruğumda olduğuna inanıyordum. Yıllar geçtikçe anladım ki ne zaman onu kovalasam, o benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam o hep peşimden geliyor."

Hayatta erişmek istediğimiz hedefler vardır. Bunlara ulaşmak isterken çeşitli araçlar kullanırız. Ulaşmak istediğimiz hedefleri iyi belirlemeli ve bunlara ulaşırken amaçlarla araçları birbirine karıştırmamalıyız.

25 Ocak 2011 Salı

Herkes farklı Görür...

Bir araştırma için bir araya gelen fizikçi, kimyager, matematikçi ve tarihçi açık bir arazide araştırma yapmaktadır. Aniden bastıran yağmurdan korunmak için bir köylünün barınağına sığınırlar. Köylü bir şeyler ikram edebilmek için dışarıya çıkar. İçerideki herkesin bir şey dikkatini çeker. Soba yerden 1 metre yüksekte ve altında taş kalıplar bulunmaktadır. Fizikçi hemen yorum yapar. “Adam sobayı yükselterek konveksiyon akımını güçlendirmiş ve odanın daha çabuk ısınmasını sağlamıştır.” Matematikçi buna itiraz edip, “Hayır! Adam sobayı odanın tam merkezine koyarak her tarafın eşit ısınmasını sağlamıştır.” Kimyacı ise “Bu mümkün değil! Adam sobayı yükselterek hem daha çabuk yakılmasını sağlamış hem de aktivasyon enerjisini düşürmüştür.” Tarihçinin yorumu ise daha farklıdır. “Adam ilkel benlikten kalan ateşe tapma biçimini modernize ederek onu yükseltmekle saygısını göstermiştir.” Tartışmalar sürerken köylü içeriye girer. Dayanamaz ve köylüye neden sobanın yüksekte olduğunu sorarlar. Gelen cevap çok basittir.

“Boru yetmedi ağam!”

Herkes aynı yere bakar ama herkes farklı Görür!

Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.

Çesitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş.

Yaşlı üniversite hocası ziyaretcilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değisik boy, renk ve kalitede bir çok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş.

Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş.

Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş:

"Farkına vardınız mi bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan değil, kahve iken, bilinçli olarak herbiriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız.

Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam'ı tutmaya yarayan araçlardır, ama Yaşam'ın kalitesi bunlara göre değişmez.

Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz."

22 Ocak 2011 Cumartesi

Aborjinlerin Duası

"Her şey yeterli olsun!                                                                                                              
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.                 
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.                                
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.                                                    Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.                                                   Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.                                                     Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.                                        Son "elveda"yi atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum."

21 Ocak 2011 Cuma

Yıllar sonra öğrendim ki...



Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. 
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki... Karşılık vermek, düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki... 'Bittim' dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde, yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.

Öğrendim ki... Affetmeyi ögrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat icinde, senin hayatını değiştirebilir.

Öğrendim ki.....Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları da affetmek gerekir.

Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki... Para ucuz başarıdır.

Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır...

ATAOL BEHRAMOĞLU

19 Ocak 2011 Çarşamba

Sana kim ki bu 6 duyguyu birden yaşatıyorsa...

Ayşe Arman'ın 19 ocak 2011 tarihli yazısı
“6 duygu var ki hayatta, onları kullanarak her şeyi yapabilirsin!” diyor Tanyer Sönmezer.


ODTÜ mezunu, 9 sene Michelin’de genel müdürlükten sonra, headhunter’lık yapıyor, şimdi deManagment Centre Türkiye’nin yönetici ortağı...
O bir “danışman”.
İki kitabı ve ilginç fikirleri var.
Ve her konuda bilgisi...
*
“Hayatta 6 duygu var ki, onları kullanarak her şeyi yapabilirsin!” diyor
Tabii çatlıyorum meraktan.
“Nedir onlar?” diye soruyorum.
“Aşk, neşe, merak, öfke, korku, hüzün.”
“Peki ben bu duygularla ne yapabilirim mesela?”
“Bir sürü şey. Ürün satabilirsin mesela...”
“Aaaa! Nasıl olacak o?” diyorum, “İnsanları korkutarak ne satabilirsin ki?”
“Sigorta! Çocuk araba koltuğu! Prezervatif! Organik yiyecekler!”

Duruyorum, düşünüyorum, hak veriyorum.
“Hüznü kullanarak peki?”
“Sana bir Yeni Rakı reklamı izleteyim”
 diyor, “Hemen bir tek atmak istersin oracıkta,o kadar hüzün veriyor...”
“Öfke?”
“GS şampiyon olduğu zaman Fenerium’larda satış artıyor. Ya da tersi. Rakip takımaöfke bile işe yarıyor!”
“Vay canına!”
Şaşırdığımı görünce, “Zaten bu 6 duyguyu birden yaşattığı için ne olursa olsun kimseFenerbahçe’yi bırakamıyor” diyor. “Sürekli bir şeyler oluyor. Sürekli bir merak var: Aziz Yıldırımgidecek mi, kalacak mı? Aykut Kocaman gidecek mi, kalacak mı? Guiza gidecek mi, kalacak mı? Ayrıca eğlenceli de Fenerli olmak, üstelik acı da veriyor. En azından ölü balık gibi değilsin, yaşadığını hissediyorsun!”
Tanıdığım bütün Fenerli erkekler gibi tutkulu, bıraksam sabaha kadar Fener anlatacak, konuyudeğiştiriyorum.
“Neşe?” diyorum.
“İçkiler mesela. Ya neşeden içeriz ya hüzünden...”
“Aşk?”
“Ooooo, aşk hemen hemen en çok sattıran duygu! Erkekler arabalarına aşkla bağlıdırlar, aşkla alırlar. Bugün i-pad’ini, i-phone’nu kullanan biri, bu aletlereihtiyaçtan çok onlara aşk duyuyor. Büyük markaların hepsinde bu var. Hangimarka, hangi lider size bu 6 duyguyu birden yaşatıyorsa, vazgeçilmez oluyor...”
*
Birden fark ediyorum ki, biz bu ülkede, bize 6 duyguyu birden yaşatan siyasi liderlerden mahrumuz!
Maşallah öfke, nefret, korku had safhada da...
Neşe, eğlence, merak neredeyse sıfır. Kaşlar çatık, herkes birbirine bağırıyor...
Ben en son Başbakan’ı ne zaman gülerken gördüğümü hatırlamıyorum bile.
Sürekli azarlayan başöğretmen gibi... Ne fena değil mi?
ÇOCUKLARIMIZA MUTLAKA ÖĞRETMEMİZ GEREKİYOR:
İletişim, etkileme, ikna
YİNE aynı insanlayız...
Tanyer Sönmezer.
O bir kalem manyağı. Meraklısı olduğu Caran d’Ache marka kalemi kaybolunca kafayı takıyor,mutlaka aynısından bir tane daha alması lazım. Tesadüf bu ya, o gün bir müşterisiyle Mısır Çarşısı’nda Pandelli’de yemek yiyecek. Vitrinde aradığı kalemini görünce, civardaki kırtasiyelerden birine dalıyor, soruyor: “Ne kadar?”
Cevap: “44 lira”
Parayı ödeyip çıkıyor ve yandaki kırtasiyecinin vitrininde ayın kalemi görüyor, üzerindeki fiyat25 lira.
İki adımlık yerde bu kadar kazık yemek kanına dokunuyor. Hemen geri dönüyor, kalemi iade ediyor, parasını istiyor.
*
Öbür dükkânda, “Siyah Caran d’Ache lütfen” diyor.
Hemen veriyorlar.
“Kırmızı uç var mı?” diyor.
Satıcı son derece kibar, “Tabii var” diyor, halbuki bir önceki dükkânda artık üretilmediğinisöylemişler. “10’lu paket var ama buraya kadar gelmişken, isterseniz bir tane daha yedek takdim edeyim...”
Müthiş bir iletişim, etkileme muazzam, ikna süper...
“Tamam” diyor Tanyer.
O anda aklına bir başka kalem düşüveriyor, “Lamy’in dörtlü uçlusu var mı?”
“Var” diyor satıcı “Ama Parker’in yeni bir modeli çıktı, hem fiyatı aynı, hem daha kullanışlı, hem de daha şık...”
“Peki” diyor Tanyer.
Satıcı birden, “Buradan nereye gideceksiniz beyefendi?” diye soruyor, “Pandelli’ye birmüşterimle yemeğe” diyor. “O zaman size bir defter lazım, mutlaka not alacaksınızdır, Moleskine’in yeni bir modelini getirttik, bu boyunu piyasada pek bulamazsınız!” Kalemmanyakları genelde defter manyağı da olur aynı zamanda! Tanyer çok beğeniyor. 25 liralıkalışveriş için girdiği dükkânda, satıcının iletişim, etkileme ve ikna yetenekleri sayesinde 290lira harcayıp çıkıyor.
Bitmedi!
Yemekte arkadaşına anlatıyor.
Arkadaşı demesin mi? “Ben de Mont Blanc’ımı kaybettim, yemekten sonra gidelim belkivardır...”
Üstüne o da 400 liralık Mont Blanc satın alıyor...
Ve Tanyer Sönmezer karar veriyor, oğlunu bu yaz staja oraya yollayacak. Çünkü Yeni Zaman Kırtasiye güzel bir yer, çünkü satıcı Şenol Tuncer müthiş biri...
BİR ŞEYİ İYİ YAPMANIN SIRRI:
10 BİN SAAT
TANYER Sönmezer: “Oğluma olmak istediği şeyin hayalini kurdurtmaya çalışıyorum. 40 yaşında olmak istediğin adamı anlatsana...” diyorum.
“Bir sürü güzel bir şey anlattı geçen gün. Sana iki haberim var dedim, biri iyi, biri kötü...”
“İyiden başla baba” dedi.
“Bu istediklerini gerçekleştirebilirsin, o istediğin adam olabilirsin...”
“Kötü haber ne dedi?”
“Kötü haber: Şu anda yaptıklarınla oraya ulaşamazsın, çünkü gereğini yapmıyorsun!”
“Peki oğlunuzun ne yapması gerekiyor?” diyorum.
“İşte orada Malcom Gladwell devreye giriyor” diyor Sönmezer. “Ona göre bir işte başarılı olabilmek için en az 10 bin saat yapmak gerekiyor. Aynı yaşta çocuklar diyelim ki bir sporabaşlıyorlar. 10 bin saat o sporu yapanlar 18 yaşında yıldız oluyor, 8 bin saat yapanlar ortalamanın biraz üzeri, 6 binler vasat, 4 binler hobi için yapıyor. Oğlumu da istediği şeyinüzerine daha fazla odaklanmasını söyledim...”
FUTBOLDA BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ
2004 yılında Avrupa 19 yaş altı milli takımlar finalinde, iki takım final oynadı. Türkiye veİspanya. İspanya, kıl payı uzatmalarda atabildiği gollerle kazanabildi. Şimdi bu gerçeğin üzerine duruma bir bakalım, İspanya A Milli Takımı’nda o gençlerden bugün kaç tanesi oynuyor? 7.Tam 7. Peki bizim milli takımımızda? Sıfır! Türkiye’deki futbol endüstrisinden kimse oçocuklara yatırım yapmadı, yapmıyor. Bunların hiçbiri oynatılmıyor. Oynatılmadıkları ve 10 binsaati dolduramadıkları için de yetenekleri sınırlı kalıyor. Oysa ustalaşmak için kilometreyapmak gerekiyor...

14 Ocak 2011 Cuma