26 Ocak 2011 Çarşamba

İÇİMDEN BİR SES DİYOR Kİ;

Yaşamın pürüzsüz bir şekilde akmıyorsa, keşkelerin varsa,
Yaptığın şeyden memnun değilsen,
Yaşamında her şey ters  gidiyor, nedenini bulamıyorsan,
Dünyayla barışık değilsen, yaşamında iniş ve çıkışlar varsa,
Yaşam şeklinden ya da yaptığın işten hoşnut degilsen,
Para kazanamıyor, bolluk içinde değilsen
Çevrendeki insanlarla uyum içinde olmakta zorluk çekiyorsan, sevgilin bile seni aldatıyor, yada terk ediyorsa
Bütün bu Memnuniyetsizliğin ve tatminsizliğin için iletişimde olduğun insanları ve içinde olduğun koşulları ve durumu  suçluyorsan

Eğer başka bir yerde olsaydın herşeyin iyi olacağını ve huzurlu olacağını düşünüyorsan,
YANILIYORSUN
Sen kendi içinde mükemmel bir HUZURA sahip olduğunda, NEREDE ve kiminle olduğunun, veya ne kadar SIRADAN ve günlük bir iş yaptığının hiçbir önemi yoktur.
Sen kendi içinde mükemmel bir DENGE ve UYUMA sahip olduğun zaman, hiçbir şey seni rahatsız edemez ya da senin dengeni bozamaz.
İçinde olduğun koşullara karşı SAVAŞMAK yerine, onlarla birlikteAKMAYI öğren ve böylece  içinin derinliklerindeki o iç HUZURU, DENGEYİ ve anlayışı BUL…
Bu Dengeyi oluştuğun zaman..
Sen SEVİNCİ, NEŞEYİ, ve MUTLULUK la birlikte SONSUZ ŞİFA yi bulursun..
Ne kadar küçük olursa olsun ilk adımı isteyerek at.İyileşmeyi ve öğrenmeyi tüm içtenliğinle iste, MUCİZELER mutlaka gercekleşecektir.
KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR
Cavit Çağ

Bu nasıl Aşk?

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!
Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.

Cami küçücüktür.

Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır.

İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.

Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Göreceğiniz manzaraysa şudur;

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ....

Amaçlarla araçları birbirine karıştırmamalıyız

Büyük kedi kuyruğuyla oynayan küçük kediye sordu: "Neden kuyruğunu kovalayıp duruyorsun?" Küçük kedi: "Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruğum olduğunu öğrendim. Kuyruğumu kovalıyorum, kovalıyorum… Sonunda onu yakaladığım zaman biliyorum ki mutluluğu da yakalamış olacağım" dedi. 

Bu cevaba gülümseyen yaşlı kedi şöyle cevap verdi: "Gençken bende senin gibi mutluluğun kuyruğumda olduğuna inanıyordum. Yıllar geçtikçe anladım ki ne zaman onu kovalasam, o benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam o hep peşimden geliyor."

Hayatta erişmek istediğimiz hedefler vardır. Bunlara ulaşmak isterken çeşitli araçlar kullanırız. Ulaşmak istediğimiz hedefleri iyi belirlemeli ve bunlara ulaşırken amaçlarla araçları birbirine karıştırmamalıyız.

25 Ocak 2011 Salı

Herkes farklı Görür...

Bir araştırma için bir araya gelen fizikçi, kimyager, matematikçi ve tarihçi açık bir arazide araştırma yapmaktadır. Aniden bastıran yağmurdan korunmak için bir köylünün barınağına sığınırlar. Köylü bir şeyler ikram edebilmek için dışarıya çıkar. İçerideki herkesin bir şey dikkatini çeker. Soba yerden 1 metre yüksekte ve altında taş kalıplar bulunmaktadır. Fizikçi hemen yorum yapar. “Adam sobayı yükselterek konveksiyon akımını güçlendirmiş ve odanın daha çabuk ısınmasını sağlamıştır.” Matematikçi buna itiraz edip, “Hayır! Adam sobayı odanın tam merkezine koyarak her tarafın eşit ısınmasını sağlamıştır.” Kimyacı ise “Bu mümkün değil! Adam sobayı yükselterek hem daha çabuk yakılmasını sağlamış hem de aktivasyon enerjisini düşürmüştür.” Tarihçinin yorumu ise daha farklıdır. “Adam ilkel benlikten kalan ateşe tapma biçimini modernize ederek onu yükseltmekle saygısını göstermiştir.” Tartışmalar sürerken köylü içeriye girer. Dayanamaz ve köylüye neden sobanın yüksekte olduğunu sorarlar. Gelen cevap çok basittir.

“Boru yetmedi ağam!”

Herkes aynı yere bakar ama herkes farklı Görür!

Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.

Çesitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş.

Yaşlı üniversite hocası ziyaretcilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değisik boy, renk ve kalitede bir çok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş.

Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş.

Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş:

"Farkına vardınız mi bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan değil, kahve iken, bilinçli olarak herbiriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız.

Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam'ı tutmaya yarayan araçlardır, ama Yaşam'ın kalitesi bunlara göre değişmez.

Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz."

22 Ocak 2011 Cumartesi

Aborjinlerin Duası

"Her şey yeterli olsun!                                                                                                              
Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.                 
Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.                                
Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.                                                    Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.                                                   Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.                                                     Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.                                        Son "elveda"yi atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum."

21 Ocak 2011 Cuma

Yıllar sonra öğrendim ki...



Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. 
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki... Karşılık vermek, düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki... 'Bittim' dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde, yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.

Öğrendim ki... Affetmeyi ögrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat icinde, senin hayatını değiştirebilir.

Öğrendim ki.....Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları da affetmek gerekir.

Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki... Para ucuz başarıdır.

Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır...

ATAOL BEHRAMOĞLU